Bir insanın 3 öğün karnını doyurması, yılda bir defa tatil yapması, evinde yazın terlemeyip kışın üşümemesi, arada oturup arkadaşlarıyla bir çay veya kahve içebilmesi, üstüne başına bir şey alabilmesi lüks değil insanca yaşamaktır, hakkıdır. Tasarruf ile sefaleti karıştırmayalım!
Bazı insanlar kendilerini öyle büyük görür ki, sanki etraflarındaki herkes onların gölgesinde yaşamak zorundaymış gibi davranırlar. Oysa gerçek değer, başkalarının gözünde değil, insanın kendini bilmesindedir. Kim ki değerini abartır, zamanla kendi kibri içinde kaybolur.
Hayat tek bir sahneden ibaret, ne prova var ne tekrar. Bu yüzden kim ne kadar yaşayabiliyorsa, o kadar var. Ne eksik ne fazla. Zamanı, insanları, fırsatları ertelemeden yaşamak gerek. Çünkü ikinci bir şans her zaman olmaz.
Hayatlarımızı önceden planlanmış rotalar üzerinde koşarak geçiriyoruz; sormadan, düşünmeden... Sonra, kimimiz orta yaşta, kimimiz yaşlanınca bir an durup soruyoruz: 'Ben neyin peşinde koştum?' Yanımızdaki kişiye dönüp ekliyoruz: 'Hangi yıldayız biz?'
Ne acı…