Bazı kitapların “ne” anlattığı, bazılarının ise “nasıl” anlattığı önemlidir okuyucu için.
Hem anlattığı konu hem de anlatım şekli okuyucuyu kitaba bağlıyorsa, artık ona kitap demek abesle iştigal olur. O artık bir şaheserdir.
Vira Bismillah, bu kitabın bir şaheser olmadığını söyleyebiliriz. Anlattığı konu çok da Kaf dağının ardı bir konu değil. Ancak anlatım tarzı tam olarak Şam’da kayısı mertebesinde…
Derinlemesine karakter tahlillerinin yapıldığı, diyalogların değil monologların volta attığı bir kitap karşımızdaki.
Baş karakterimizin adı Julien. Aşağılık kompleksi ile dolu Julien’in bir diğer özelliği ise çok hırslı olması.
“Gayret” kelimesi ile karıştırılsa da; hırs, gayretten farklı olarak hedefe ulaşmak için her şeyi caiz gören bir karakter özelliğidir.
Siz söyleyin; aşağılık kompleksine sahip, hırslı bir insandan daha korkunç bir yaratık var mıdır?
Karakterler kitap boyunca sürekli ikilemlerle karşılaşıyorlar. Ama her seferinde Susanna Tamaro’ya inat yüreklerinin götürdüğü yeri tercih etmek yerine tabulara boyun eğiyorlar.
Varlığının istediği, arzuladığı bir şeyi; toplum, din vb baskı unsurları karşı diye, eyleme geçirmemek, düşüncesinden bile korkmak ve böyle davranarak kendi doğana karşı çıktığın halde bunu erdemli bir davranış olarak nitelemek; aslında deli gibi sıkıştığın halde çişini tutmak veya başka bir deyişle, kendi elinle yaptığın puta tapmaktır.
“Piston düştü” cümlesi sizin için ne ifade ediyor?
5 yıl kadar önce, bir çok insanın kahkaha atmasına sebep olan bir görüntüyü anımsatan bu cümle, şimdi ise bırakın gülümsetmeyi, içi boş bir moda nesnesi olmaktan başka özelliği olmayan “her şey” gibi, insana “hiçbir şey” ifade etmiyor..
Bu kitapta da dönemin olaylarına çok fazla atıfta bulunuluyor. Kahramanların içinde bulundukları durumu veya