Zeynep K.

Zeynep K.
@Justpassingby
Per aspera ad astra☆
"Yani yaşlı yürüyüp yaşlı konuşuyorsun, ama değilsin. Bahse varım benim yarım yaşındasındır." Hancıya gözlerini kısarak baktı, "Kaç yaşındasın ki?" Hancı yorgun bir tebessüm etti. "Kendimi yaşlı hissedecek kadar yaşlıyım."
Sayfa 18·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Durum göründüğü kadar kötü mü? Yoksa babam gibi oldum da artık her şey çocukluğuma kıyasla daha mı acı geliyor?" Kote konuşmaktan çekinircesine uzun bir müddet barı sildi. "Bence durum her zaman öyle ya da böyle kötüdür." Dedi. "Ama bunu sadece biz yaşlılar biliriz herhalde."
Sayfa 18·Kitabı okudu
Ölüm nahoslş bir komşu gibiydi. Sizi duyup evinize konuk olabileceğinden korktuğunuz için ondan bahsetmezdiniz. Tabi hikâyeler hariç. Zehirlenen kralların, düelloların ve eski savaşların masallarından zarar gelmezdi. Bunlar ölüme yabancı kıyafetler giydirip onu kapınızdan savardı. Bir baca yangını veya kuş palazı öksürüğü dehșet vericiydi. Fakat Gibea'nın imtihanı ya da Enfast kuşatması başkaydı. Onlar gece geç vakit karanlıkta tek başınıza yürürken mırıldandığınız dualara benziyordu. Hikâyeler sırf tedbir olsun diye bir seyyar satıcıdan yarım peniye aldığınız muskalar gibiydi.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Üç Kısımlı Sessizlik
Şafak yaklaşıyordu. Yoltaşı Hanı sessizlik içindeydi ve bu üç kısımlı bir sessizlikti. En belirgin kısım etrafta bir şeylerin eksikliğinden kaynaklanan engin, yankılı bir sükunetti. Eğer bir fırtına çıksaydı yağmur damlaları hanın arkasındaki selase sarmaşığına pıtır pıtır düşerdi. Gök gürültüsü homurdanıp gürler ve güz yapraklarının savrulması gibi sessizliği yoldan aşağı süpürür giderdi. Eğer odalarında yavaş yavaş uyanmaya başlamış yolcular olsaydı, bunlar gerinip söylenerek sessizliği bölük pörçük, unutulmaya yüz tutmuş rüyalar misali dağıtırlardı. Eğer müzik olsaydı... ama hayır, müzik falan yoktu elbette. Aslında bu şeylerin hiçbiri yoktu ve o yüzden sessizlik yerini koruyordu. Yoltaşı'nın içinde saçları koyu renk bir adam arka kapıdan usulca içeri girip kapıyı ardından kapadı. Zifiri karanlkta ilerleyerek mutfağı sessizce aştı, ortak salonu katetti ve bodrum merdiveninden asağı indi. Ağırlığı altında gıcırdayıp iç geçirebilecek gevşek kalaslardan uzun tecrübelerin bahsettiği bir rahatlıkla sakındı. Yavaşça attığı her adım yerde belli belirsiz bir tıp sesi çıkartıyordu. Bunu yaparak kendi küçük, kaçamak sessizliğini daha büyük ve yankılı olana eklemekteydi. Bu ikisi bir tür karışım, bir tezat yaratıyordu. Üçüncü sessizliği fark etmek kolay değildi. Yeterince dinlerseniz onu pencere camının soğuğunda ve hancının odasının sıvalı duvarlarında hissetmeye başlayabilirdiniz. Bu sessizlik sert ve dar bir yatağın ayak ucundaki koyu renkli bir sandığın içindeydi. Ve orada hareketsiz yatarak yaklaşan şafağın ilk solgun ışıklarını seyreden adamın ellerindeydi. Adamın ateş kadar kızıl saçları vardı. Gözleri koyu renkli ve dalgındı. Uyumaya dair ümitlerini uzun zaman önce yitiren birinin o boyun eğmiş havasıyla yatmaktaydı. Yoltașı onundu, tıpkı üçüncü sessizliğin de onun
Sayfa 9·Kitabı okudu
Bitti.
Bugün Bilge Adamın Korkusu 'nu bitirdim ve kütüphaneye teslim ettim. Bir dostumdan ayrılır gibi ayrıldım. Kütuphaneye gitmemek için nerdeyse 2 saat dolandım ve ders çalışmamı erteledim. Artık çantamda büyük bir boşluk var ama kalbim ağır. Kafamda bir sürü soru, düşünce ve hayal var. 🥹 Gönül isterdi ki hepsini şimdi yazayım ama daha değil, şu sınavlarım bi bitsin alıntıları gireceğim ve bir sürü şey yazacağım. Ileti mi olur inceleme mi karar veremedim bakalım. Belki direkt bunu güncellerim. O zamana kadar "Tüm hikayeleriniz mutlu, yollarınız kısa ve düz olsun."🌾