"Hancı rolünü öyle iyi oynamışsın ki sana başka bir gözle bakamıyorlar." Boş ortak salonu işaret ettl. "Oğlanı ordudan uzak tutmak için hayatını böyle tehlikeye atmana şaşırdım açıkçası."
"Fazla bir tehlike yok," dedi hancı. "Çünkü fazla bir hayat yok." Doğrulup barın etrafından dolandı ve Tarihçi'nin oturduğu yere gitti, "Bu aptalca savaşta can veren herkesten ben sorumluyum. En azından bir kişiyi kurtarayım dedim. Demek bu kadarını bile yapamıyormuşum."
"Pelerini örümcek ağlarından ve gölgelerden oluşuyormuş. Aynca her parmağında bir yüzük varmış. Dur bakıyım nasıldı o?
"Bir elindeki yüzükler taştı,
Demir, kehribar, kemik ve tahtaydı
(...)
"Diğer elindeki yüzükler görünmezdi
Biri akan kandan bir şeritti.
Biri nefes misali bir fısıltıydı.
Ve buz yüzüğünde bir çatlak vardı,
Alev yüzüğü hafif hafif parlardı,
Ve son yüzüğün yoktu bir adı."
"Ama Kvothe'nin kılıcının gümüşten yapıldığını herkes bilir." Gözlerini duvarda asılı duran kılıca çevirdi. "Hem adı Düşüncesiz değilmiş. Kaysera'ymış, yani şair katili."
"Yani yaşlı yürüyüp yaşlı konuşuyorsun, ama değilsin. Bahse varım benim yarım yaşındasındır." Hancıya gözlerini kısarak baktı, "Kaç yaşındasın ki?"
Hancı yorgun bir tebessüm etti. "Kendimi yaşlı hissedecek kadar yaşlıyım."