İLMİN BAŞI ACI, SONU TATLIDIR
Hicrî 2. asrın Arap dili ve lügat âlimlerinden Şâir Asmaî, ilim öğrenmekteki gayretini ve neticesinde elde ettiği nimetleri şöyle anlatmıştır:
Ben, Basra’da ilim tahsiline başladığım sırada pek fakirdim. Sokağımızın girişinde bir manav vardı. Derse gitmek için sabah erken vakitte evden çıktığımda bu manav beni görüp nereye gittiğimi sorardı. Ben de “Falan muhaddisin dersine” derdim. Akşam eve dönerken de nereden geldiğimi sorar, ben de “Falan âlimin dersinden.” derdim.
Bir gün bana, “Ey kardeşim, benim sözümü dinle; sen gençsin, kendini harap etme. Sana fayda verecek bir iş bul. Vallâhi elindeki bütün kitapları bana versen, karşılık olarak da benden bir demet sebze istesen vermem.” dedi.
Onun bu sözlerinden çok sıkıldım. Artık ders için evimden geceleri çıkıyor, geceleri giriyordum. Bu sırada maddî olarak iyice daraldım. Öyle ki evimin ihtiyacı olan şeyleri alamaz, günlük nafakamı bulamaz oldum. Saçlarım uzadı, elbiselerim eskidi, hâlim perişan oldu. Buna rağmen ilim tahsîline devam ettim.
Ben, böyle ne yapacağımı bilemez bir hâlde iken bir gün Basra emîrinin adamı geldi ve emîrin beni çağırdığını söyledi. Ben de “Şu gördüğün hâldeki fakiri, emîr ne yapacak?” dedim.
Bunun üzerine beni tıraş ettirip hamama götürdü, bana temiz elbiseler giydirdi, güzel yiyeceklerden yedirdi, üzerime güzel kokular sürdü. Bin dinar da para verdi. Çok sevindim ve ona dua ettim.
Sonra beraberce emîrin huzuruna gittik. Emîr, beni yanına oturttu ve “Ey Asmaî! Halife Harun Reşid Hazretleri, oğlunu yetiştirmen için seni seçti. Halife’nin sarayına gitmek için hazırlan, ne yapman gerektiğine bak.” dedi.
Ben de ertesi gün, kitaplarımdan lâzım olan bir kısmını yanıma alıp Emîr’in bir adamıyla yola çıktım. Yolda bana çok ikramda bulundu.
Bağdat’a, Halife