Tuncay Kızılaslan

Tuncay Kızılaslan
Öğretmen
Hacettepe Üniversitesi / Matematik
Ankara, 13 Ekim
67 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı

Tuncay Kızılaslan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·136 syf.·
2025 21. kitabı
Neslihan Önderoğlu
8.2/10 · 192 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
“İnsanın özü,” diyordu Budah ağzındakini sakince çiğnerken, “her şeye şaşırtıcı bir şekilde alışmasıdır. Doğada insanın uyum sağlammayacağı hiçbir şey yoktur. Ne at, ne köpek, ne farenin böyle bir özelliği vardır. Doğru, tanrı insanı yaratırken onun yazgısında ne acılar olduğunu biliyordu ve bu yüzden ona büyük bir güç ve sabır verdi. Bu iyi midir, yoksa kötü müdür; söylemesi çok güç. İnsanda böyle bir sabır ve tahammül olmasaydı, bütün insanlar çoktan ölmüş olur ve yeryüzünde bir tek kötüler ve ruhsuzlar kalırdı. Öte yandan sabır ve uyum alışkanlığı insanları koyun sürülerine çeviriyor; bu yüzden anatomilerinden başka hiçbir şey onları hayvanlardan farklı kılmıyor, hatta savunmasızlıkları bağlamında hayvanları bile aşıyorlar. Ve her yeni gün, kötülük ve şiddetin yeni bir dehşeti doğuyor.”
Sayfa 198
Hiçbir devlet, bilim olmadan gelişemez; komşuları yok eder onu. Sanat ve genel kültür olmazsa devlet kendini değerlendirme ve böylece çeki düzen verme yetisini kaybeder, her saniye ikiyüzlüler ve alçaklar doğurmaya başlar, yurttaşlarında tüketim çılgınlığı ve kibir gelişir, sonunda da daha akıllı komşularının kurbanı oluverirler. Ellerinden geleni artlarına bırakmasınlar, kitap kurtlarına zulmetsinler, bilimi yasaklasınlar, sanatı yok etsinler; er ya da geç ayakları birbirine dolanacak, dişlerini çaresizce ve nefretle sıkacaklar ama iktidar sarhoşu ahmak ve cahillerin nefret ettiği insanlığa yeni bir yol açılacak.
Sayfa 146
Alıntı
Psikolojik olarak neredeyse hiçbirinin kölelerden farkı yoktu: inançlarının köleleri, kendilerine benzeyenlerin köleleri, ihtiraslarının köleleri, tamahkârlıklarının köleleri. Ve eğer bunlardan biri efendi olarak doğmuş veya daha sonra öyle olmuşsa, özgürlüğüyle ne yapacağım bilmezdi. Tekrar, teİaşla köleleşiyordu: zenginliğin kölesi, olağanüstü bir lüksün kölesi, sefahat düşkünü dostlarının kölesi, kölelerinin kölesi. Bunların büyük bir çoğunluğu da tamamen masumdu. Fazlasıyla atıl ve fazlasıyla cahildiler. Köleliklerinin kökleri tembellikte ve cehaletteydi; tembellik ve cehalet de yeniden ve yeniden köleliği doğuruyordu.
Sayfa 145
Alıntı