Bilim henüz insanların ruhsal kapasitelerinin ve etik davranışlarının kaynağına ulaşmış değildir. İnsan neden ahlaki bir yaratıktır? Mutluluğun kaynağı nedir? Neden sevgi nefretten daha çok iletişim gücüne sahiptir? Neden güzelliği çirkinliğe veya düzeni karmaşıklığa tercih ederiz? Ego bir yanılgı mıdır? Bunlara yanıt veren bilim, dinin hareket alanını daraltacaktır.
Bilim ve din arasındaki tartışmalardan daima bilimin galip çıkması, dinin sınırlarını çizdiği entelektüel kesimi düşünceye yöneltmiştir. İnsan hakları, demokratik yaşam tarzı gibi modern kavramlar ve bu kavramların içini dolduran dinamikler, ne kiliseden ne camiden ne de sinagogdan kaynaklanmıştır.
Hiçbir inanç sistemi, toplum değerlerine ve genel ahlaka karşı değildir. Ancak ahlakı vicdan, şeref, doğruluk, dürüstlük, akıl gibi kavramlar üstüne kurmaktan çok, geleneklere ve buyruklara göre düzenlemeyi yeğlerler.
Diğer taraftan, doğa olaylarını açıklamada ve belirlemede, teorilerin ve matematiğin gösterdiği yol üzerinde insanlık zaman zaman tökezleyerek, zaman zaman yürüyerek, zaman zaman da koşarak yol almıştır. Bütün bu didinmelere karşın, evreni bir bütün olarak temsil edebilen bir model kurgulanamamıştır ama bu kurgulanamayacağı anlamına gelmez.