İnanç, ufalanmış bir evreni sabitleştirir ve değişime direnmesine yol açar. Hiçbir şeyin değişmesine izin verilmez, yoksa hareketsiz evrenin yok olur. Ama sen hareket etmesen de o kendiliğinden hareket eder. Senden ötede evrimleşir ve artık senin için erişilmez olur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı, yalnızca siyasal bir metin değildir; insanın kendi elleriyle kurduğu düzenin altında nasıl ezildiğini anlatan bir vicdan çığlığıdır. Rousseau bu kitapta uygarlığı över gibi yapmaz; tam tersine, medeniyetin parıltılı yüzünün altında saklanan çürümeyi teşhir eder. Ona göre insan doğada özgürdü, sade ve temizdi. Fakat “benim” sözcüğü ortaya çıktığı anda eşitsizlik başladı. Bir toprağın etrafını çevirip “burası benimdir” diyen ilk insan, belki de insanlık tarihinin en büyük felaketini başlatmıştı.
Kitabın en sarsıcı tarafı, eşitsizliği yalnızca ekonomik bir mesele olarak görmemesidir. Rousseau’ya göre asıl yıkım, insanın kendi öz benliğinden kopmasıdır. İnsan artık olduğu kişi için değil, başkalarının gözündeki değeri için yaşamaktadır. Böylece toplum büyüdükçe ruh küçülür. Kitap boyunca hissedilen şey tam olarak budur: İnsan kalabalıkların içinde çoğalırken kendi iç dünyasında yalnızlaşır.
Rousseau’nun satırları bugün bile rahatsız edici derecede günceldir. Çünkü kitap yalnızca 18. yüzyılı değil, modern insanın trajedisini anlatır. İnsanların birbirini ezerek yükselmeye çalıştığı, değerlerin gösterişe dönüştüğü bir çağda Rousseau’nun sözleri tokat gibi çarpar:
“İnsan özgür doğar; ama her yerde zincire vurulmuştur.”
Bu cümle sadece baskıyı anlatmaz. İnsan, hırslarının, toplumun beklentilerinin ve sahte ihtiyaçlarının da tutsağıdır. Rousseau’nun asıl öfkesi buradadır: İnsan kendi kurduğu düzenin kölesi olmuştur.
Kitabın dili yer yer sert, yer yer şiirseldir. Rousseau okuyucuya bilgi vermekten çok onu huzursuz etmek ister. Çünkü gerçek düşünce biraz yara açmalıdır. Özellikle şu fikir, kitabın merkezindeki karanlığı taşır:
“Eşitsizlik doğadan değil, insanların kurduğu düzenden doğmuştur.”
Bu düşünce kitabı sıradan bir felsefe
Hâsılı tehlikeyle, ölümle,belayla dolu bir yol,fakat ben eminim ki benim pek iyi tanıdığım Mustafa Kemal bütün bu engellere hiç önem vermeyerek alnı yukarıda, gözleri semada,kendine çizdiği yolu kat edecek. İhtimal sürçecek,ihtimal ayağı takıldığı olacak,fakat en sonunda zafer bularak Türklüğü kurtaracaktır.