Kitabı bitirdiğimde o kadar karmakarışık bir ruh halinde kaldım ki hani anlatamam.
Kitabın sonu çok keskindi. Mektubu okuduk bitti resmen adamın düşüncelerini derin bir biçimde öğrenmeyi ya da kadını hatırlayıp çöküş yaşanmasını çok isterdim ki psikolojik bir kitap olarak bu tarafdan azıcık eksik kalmıştı bana göre.
Stefan Zweig’ in okuduğum ilk eseriydi. Tek solukta okuduğum bir kitap oldu, özellikle 30 küsür sayfalardan sonraki mektup kısmı çok güzeldi.
Akıcılık, anlatım, olay örgüsü hepsi ahenk içerisindeydi.
Benim kitapta hoşuma gitmeyen iki kısım oldu. Birincisi bilinmeyen kadının ‘kendini satması’. Bana bu mu? Kendini buna mı layık gördün? Bu kadar mı? Dedirtmedi değil.
İkincisi ise adamın gecelik zevkleri için kadınlara yanaşması ve o kadar çalışkanlığı, kitap okuması vesaire ile anlatılmasına rağmen defalarca kez iletişim kurduğu! kadını hatırlamaması ile kendiyle çelişmekteydi ve bu çok sinir bozucuydu.