Hayat, çoğumuz için bir bekleme salonunda geçiyor. Hepimiz o görünmez "doğru anın" gelip bizi bulmasını bekliyoruz. Bir karar vereceğimiz zaman, bir adım atacağımızda ya da sadece hayatımızı değiştirmek istediğimizde içimizden bir ses fısıldıyor: "Dur, henüz erken. Biraz daha düşün, biraz daha hazır ol." O ses o kadar güven verici ki, hazırlık yapmanın konforuna kapılıp zamanın aslında ne kadar acımasız bir hızla aktığını unutuyoruz.
Sonra bir sabah uyanıyoruz ve o "henüz erken" dediğimiz her şeyin üzerine kocaman bir "geç kalmışlık" gölgesi düşmüş. Sanki herkes trenine binmiş, raylar boşalmış ve biz hala peronda doğru bileti bekliyormuşuz gibi bir his.
Peki, biz neden hep o eşikte takılı kalıyoruz?
Belki de sorun, toplumun bize tuttuğu o görünmez kronometrede. Çevremize bakıyoruz; birileri bir şeyler başarmış, bir yerlere varmış. Onların hızına bakıp kendi içsel saatimizi bozuyoruz. "Geç kaldım" derken aslında kime geç kalıyoruz? Kendi hayallerimize mi, yoksa başkalarının hayatlarındaki kilometre taşlarına mı?
Asıl paradoks şurada başlıyor: Karar vermek için mükemmel anı beklemek, aslında en büyük zaman hırsızıdır. Çünkü hayat laboratuvar ortamında yaşanmıyor. Kararlarımız eksik, adımlarımız bazen titrek olacak. Ama o titrek adımı atmadığımızda, zaman bizi beklemiyor; akıp gidiyor ve bizi o meşhur "keşke"lerle baş başa bırakıyor.
Belki de "geç kalmışlık" hissi bir son değil, sert bir uyanış zilidir. Eğer şu an bir şeyler için geç kaldığını hissediyorsan, bu aslında o şeyi hala ne kadar çok istediğinin bir kanıtıdır. 20 yıl önce dikmediğin o ağaç için hayıflanmak yerine, bugün toprağa ilk kazmayı vurmak, zamanın o hızlı akışına karşı verebileceğin en samimi cevaptır.
Unutma; hayat biz planlar yaparken başımızdan geçenler değil, biz "henüz erken" diye beklerken
Dün Şanlıurfa, bugün Kahramanmaraş...
Yarın kim bilir nerede nasıl bir vahşet yaşanacak.
Bunlar bireysel öfke patlaması değil sistematik, planlı saldırılar.
Okulda da güvende değiliz artık bir lise öğrencisi olarak gerekli önlemler alınmadığı sürece okula gitmek istemiyorum.