"Yalnızca yüreğin harcıdır aslolanı görmek. Aslolan görünmez göze."
Aslolanı gören bir yüreğim var mı bilmiyorum ama bu özdeyişin sahibi, saman sarısı saçlı Küçük Prens'in macerasına dair bir şeyler söylemem gerekiyor sanırım.
Çocukluğunda resme yeteneği olan ancak 'ne söylenildiğine değil ne yaptığına' önem vermesi gerektiğini düşündüğüm bir pilotun, uçağındaki bir arıza nedeniyle Sahra Çölü'ne iniş yapmasıyla başlıyor olaylar. Okuyanlar hatırlar ki bu bir yolcu uçağı değil, çünkü pilotumuzdan başka kimse yok. O yüzden bu uçağın, yazarın biyografisinden de yola çıkarak bir savaş uçağı olduğunu düşünüyorum.
Yazar, yetişkin halini çocukluğuyla karşılaştırıp o halinden feyz almak ister gibi yazmış bence. Okuyanların kimi de böyle düşünüyordur belki. Fil yutmuş boğa yılanı tasvirinin anlaşılmamasının ardından ne yaptığına dair sorularını, başkalarının söylemlerine göre sormuş kendine. Boş işlerle uğraşma, denilen çocuk vakasının güzel bir yansıması diyebilirim.
İnsanın nelere sahip olup onlarla neler yaptığıyla değil de hayatındaki rakamlarla ilgilenmenin memnuniyetsizliğinden dem vurmuştu.
Arkadaşı olan çiçeğinin yasını farklı gezegenleri keşfederek tutan bir çocuk bence Küçük Prens. Alice'in Harikalar Diyarı'ndaki yolculuğuna benzettiğim ancak Küçük Prens'in yolculuğundan daha çok şey anladığım bir kitaptı. Tekrardan okumamın bunda çok etkisi vardır diye düşünüyorum. Günün birinde Alice'i de anlarım, kim bilir?
Bomboş bir gezegendeki kralın egemenliğini yürütmesi için halka ihtiyaç duyduğu, güneşi hep tepede görmek isteyen bekçinin mevzuat gereği sokak ışıklarını açıp kapadığı, coğrafyacının keşif yapan kaşifler olmadan gezegeninde okyanus olup olmadığını bilemediği, tilkinin sevgiye muhtaç olduğu, bir çocuğun çiçeğinin afra tafralarına katlanmadan onu