"Hava o kadar sıcaktı ki sahil tarafındaki memleketlerin mi yoksa çorak toprakların mı daha sıcak olduğuna öylece oturduğumuz bu kuru yerde karar veremedim. Sırtımda kendine yuva edinmiş ter damlacıkları teker teker süzülürken beni burada bekleyen haberin ne olduğunu artık biliyordum.
Sormak istediğim sorular o kadar sabırsız bir biçimde dillendirilmeyi bekliyorlardı ki kafamın içinde, haberleri elimin tersiyle kapı dışarı etmek hiç olmadığı kadar cazip gelmişti. Sorularım haberlerle şekillenmek istemiyordu ilk defa.
Kara bulutların üzerine çöktüğü ülkelerde, insanların nasıl mutlu olabildiklerini yazdan nefret ettiğim bu halimle merak ediyordum mesela.
Birçok asker, pusuların ardında cephanesiyle beklerken yurdu olmayanların neyle savaştığını düşünmüş müydü hiç?
En önemlisi, imtiyazlar sadece demokrasilerin çareleri tüketmediği yerlerde mi tanınıyordu? Çünkü ona baktığımda tüm çareler tükenmiş gibiydi, imtiyazlar da aleyhine şartlanmış."
K.
Ateşi Yakalamak ile birlikte bende giderek daha fazla yer edinen bir evren olmaya ilerliyor. İlk kitaptaki açlık oyunları galibinin (?) mıntıkaları zafer turuna çıkması; seyirciler,
"Uzaktan birileri ismimi sesleniyordu. Fakat şu an için, kendime hayatta en çok sevdiğim insanları bile düşünmeme hakkı tanıdım. Sadece kendimi düşündüm. Ve beni bekleyenleri."