📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Yalnızca yüreğin harcıdır aslolanı görmek. Aslolan görünmez göze."
Aslolanı gören bir yüreğim var mı bilmiyorum ama bu özdeyişin sahibi, saman sarısı saçlı Küçük Prens'in macerasına dair bir şeyler söylemem gerekiyor sanırım.
Çocukluğunda resme yeteneği olan ancak 'ne söylenildiğine değil ne yaptığına' önem vermesi gerektiğini düşündüğüm bir pilotun, uçağındaki bir arıza nedeniyle Sahra Çölü'ne iniş yapmasıyla başlıyor olaylar. Okuyanlar hatırlar ki bu bir yolcu uçağı değil, çünkü pilotumuzdan başka kimse yok. O yüzden bu uçağın, yazarın biyografisinden de yola çıkarak bir savaş uçağı olduğunu düşünüyorum.
Yazar, yetişkin halini çocukluğuyla karşılaştırıp o halinden feyz almak ister gibi yazmış bence. Okuyanların kimi de böyle düşünüyordur belki. Fil yutmuş boğa yılanı tasvirinin anlaşılmamasının ardından ne yaptığına dair sorularını, başkalarının söylemlerine göre sormuş kendine. Boş işlerle uğraşma, denilen çocuk vakasının güzel bir yansıması diyebilirim.
İnsanın nelere sahip olup onlarla neler yaptığıyla değil de hayatındaki rakamlarla ilgilenmenin memnuniyetsizliğinden dem vurmuştu.
Arkadaşı olan çiçeğinin yasını farklı gezegenleri keşfederek tutan bir çocuk bence Küçük Prens. Alice'in Harikalar Diyarı'ndaki yolculuğuna benzettiğim ancak Küçük Prens'in yolculuğundan daha çok şey anladığım bir kitaptı. Tekrardan okumamın bunda çok etkisi vardır diye düşünüyorum. Günün birinde Alice'i de anlarım, kim bilir?
Bomboş bir gezegendeki kralın egemenliğini yürütmesi için halka ihtiyaç duyduğu, güneşi hep tepede görmek isteyen bekçinin mevzuat gereği sokak ışıklarını açıp kapadığı, coğrafyacının keşif yapan kaşifler olmadan gezegeninde okyanus olup olmadığını bilemediği, tilkinin sevgiye muhtaç olduğu, bir çocuğun çiçeğinin afra tafralarına katlanmadan onu
SPOİLER
Sahnelendiği gece halkı coşturan, sokakları “vatan” sesleriyle dolduran ve yarattığı bu milliyetçi etki nedeniyle Namık Kemal’in Magosa (Kıbrıs) sürgününe gönderilmesine yol açan bir eserdir.
Kitapta İslam Bey, Zekiye, Ahmet Sıtkı Bey, Rüstem Bey ve yan karakterler yer alır.
İslam Bey, vatanı için canını bile vermekten çekinmeyen bir karakterdir, şehit olmayı dahi içtenlikle arzulamaktadır. Zekiye ise İslam Bey’e derin bir aşkla bağlıdır: dili, gözü ve kulağı sadece İslam Bey’e yönelmiştir. Bir gün İslam Bey vatan için savaşa gideceğini söylediğinde, Zekiye onu bırakmakta güçlük çeker; fakat İslam Bey’in "Beni seven arkamdan ayrılmasın!" sözünün ardından tereddüt etmeden erkek kılığına girer ve topluluğa katılır. Benim okuduğum açıdan, Namık Kemal'in burada eleştiri yaptığını düşünüyorum: Zekiye’nin erkek kılığına girerek vatanı savunması, hem sisteme karşı bir başkaldırı hem de dönemin cinsiyet rollerine dair sorgulayıcı bir tutumdur. Ayrıca Zekiye’nin savaşta bir "erkek" kadar iş görebilmesi, kadınların yeteneklerinin toplumsal kalıplarla sınırlanmasının eleştirisini güçlendirir. Ancak Zekiye’nin savaşa katılma motivasyonunun tamamen vatan sevgisi olup olmadığı, yoksa İslam Bey’e olan aşkının etkisi olup olmadığı tartışılmaya açıktır. Yine de, hangi sebeple olursa olsun Zekiye’nin kararı hayatını kökten etkileyen bir karardır.
Kitabın diğer bölümünde Ali adlı bir karakterin, karısına el uzatan bir kişiyi (Alayın Yarbayı) öldürmesi ve bunun üzerine askeri mahkemenin Ali’yi kurşuna dizme kararı da düşündürücüdür. Sıtkı Bey’in Ali’nin kurşuna dizilmesine karşı çıkması yüzünden “keçe külah” gibi bir cezaya çarptırılması (yani askerlikten men edilmesi) adaletsizliğe karşı ses çıkaranın susturulduğu bir sistem eleştirisidir.
Dil bakımından eser, Tanzimat