adını anmadığım her şey daha uzun yaşıyor içimde
bir dolmuşun arka koltuğunda sessizlik paylaştık
yanımdaki omzuna yağmur düşmüş bir yabancı
camdan akan şehir
ikimize de aynı dert varınca indik
selamlarımız bizden önce indi
ben
bir bankın üstüne kazınmış iki harfin
aralarında koca bir ömür oturdum
perişde
sen günaydını kesince öğrendim
selamın bölünebilen bir ekmek olduğunu
iz dediğin silinir sanırdım, meğer çoğalır yürüdükçe
gitmek kabiliyetiyle övündüğüm günlerden kalmanın sesini daha net duydum
her gelenin ayakkabısında başka çamur
caddedeki ışıklar renkten yoruldu
ben yeşili severdim
ben hangisini seviyorsam o bozuldu
bozulunca anladım
sanki adları değişti durakların
perişde
sana gelmek istedikçe
beklemek de bir yol
kendi kendine çözülen kelimelerle sustum
unutuş,
bazen iyi bir arşiv memuru
küçük bir dikiş, büyük bir yırtığı tutar mı bilmem
bir masal sevmek başka telde, sevilmek başka seste
Bir zaman onun kim olduğunu düşündüm. İnsanlar içinde bir insandı. Tıpkı benim gibi. Ona tehlikeli bir oyun oynuyordum. Belli bir bahtsızlığa doğru mu gidiyordu benim gibi? Hepimiz bir belli sona doğru gidiyorduk. Gidiyorduk ama onu, mavi denizi kara, yeşil çayırları kara, dağları aşılmaz, yolları geçilmez, çarşıları yalnızlık içinde, yemişleri tatsız, şarapları acı olan bir ülkeye mi sürüklüyordum? Bu, yalnız sobanın konuştuğu oda içinde iki saatin beraberliği için, içimde kaygusuzluklar, dostluklar, fedakârlıklar ve insanlıklar yaratan insanı nereye götürüyordum?
Sayfa 11 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu