Hamza Han

Hamza Han
@Kale_71
Boş görüye hoş görü, Hakikati incitir...
EDİLLE-İ ŞERİYYEDEN ALIP İLHÂMI...
(...) Din gerçekliğin içinden, kalbinden seslenir âleme. İçtihad, edille-i şer’iyyeden alıp ilhâmı asrın idrâkine hakikati söyletme sanatı ise -ki öyledir-, bu tam da izah etmeye çalıştığımız husustur. Bu noktada o meşhur misâli, “Muaz b. Cebel hadîsi” olarak bilinen hadîs ve hâdiseyi hatırlamamız faydalı olacaktır. Zîra Allah Resûlü (s.a.v.) tam da bu ölçüler arası muvazeneyi Hz. Muaz’dan (r.a.) işitmiş ve mezkûr cevabı işittiğinde rabbine hamd ü senâ etmişti. Zîra -mâlûm olduğu üzere- onun cevabında da edille-i şer’iyyeden alınan ilhamın ânın icaplarına nakşedileceği ölçüsü sarahaten beyân edilmişti. -Melikşah Sezen, "DİNİN ASLI", istanbulfikriyati.com, 7 Haziran 2026-
Fikriyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
FELSEFENİN MEMBAI ve ESKİ YUNAN
(...) Tarihte ilk defa felsefeyle meşgul olanların eski Yunanlılar olmadığını bugün biliyoruz. Hattâ günümüzün felsefe tarihçileri diyorlar ki, eski Yunan filozofları, topraklarına felsefe tohumları savuran rüzgârları, Mısır’dan, Babil’den, İran’dan, Hind’den ve Çin’den aldılar. Fakat eski Yunan toprağında o felsefe tohumları tutup filiz vermeseydi, o rüzgârların estiği yerlerden bugüne “felsefe” denmeye lâyık ne kalmış olacağını kestiremiyoruz. En azından bütün bir Batı felsefesi “Yunan Aklı”na dayandığı veya ona ircâ edilebileceği için, bu ağacın ne olduğunu anlamak üzere gözümüzü eski Yunan felsefesine dikmek lüzumu hissediyoruz.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -I-.
Akademya Yazıları
FELSEFE HER ZAMAN AYDINLATMAZ!..
(...) Batı medeniyeti, kendi kendini izahında, dinin baskısından kurtulup felsefe yapmaya başladıktan sonra yükseldiğini ve aydınlandığını belirtir; ve dinin baskısından kurtulup felsefe yapmaya başlayan milletlerin yükseleceğini ve aydınlanacağını… Ne var ki, tarih denilen nesne, Batılılar için bu kanaatin doğru olabileceğine itiraz etmezken, insanlığın her veçhesinde böyle bir kanun olduğunu kabule yanaşmaz. İslâm medeniyetinin yükselişi, bütünüyle dinin eseri olup, onda felsefenin hiçbir dahli yoktur. Romalılar’ın yükselişinde de felsefe hiçbir pay sahibi değilken, ama bâtıl bir vecd içinde tebarüz etmiş bir kuvvet irâdesi etkilidir. Dolayısıyla, ancak felsefe ile yükselinebileceği kanaati, her zaman için geçerli olmayan, her zaman için geçerli olmadığından ötürü de “geçerli” sayılamayacak bir kanaattir. Tarih, çoğu zaman, felsefeyle hiç tanışmamış, ama belli başlı bir imân mihrâkı etrafında kenetlenmiş milletlerin yükselişine şahidlik eder. Ve felsefe, her zaman aydınlatmaz, bazen sadece kafaları karıştırır.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -I-.
Akademya Yazıları
NİETZSCHE "EHL-İ ZEVK" DİNİNDENDİR!..
(...) Tarihî bilgilerimize göre, Homeros’tan sonra, eski Yunan dünyasında, başlıca iki hakikati kavrayış üslûbu gelişmiştir. Bunlardan biri, şairlerin temsil ettiği “theogonia-tanrıların doğumu” üslûbu… Diğeri ise, fizyologların temsil ettiği “kosmogonia-kâinatın doğumu” üslûbu… Şairler, bütün bu hayatı, içine doğduğumuz varlık ve oluş dünyasını açıklamak üzere, bütün bu hayatı meydana getiren temel unsurların, tıpkı canlıların türeyişi gibi birbirinden doğduklarını, biri birinden doğan bu temel unsurlarınsa insanlarca saygı duyulması gereken ve hâlen insanlardan daha faal bir hayatı yaşamakta olan “tanrılar” olduğunu söylüyorlardı; bu söylenen, şiir olduğu kadar, eski Yunanlılar’ın “din telâkkisi”nin de tamamıydı. Buna mukabil tabiat araştırmacıları, söz konusu masalsı ve doğmatik şair üslûbunun dışına çıkarak, “tanrılar” diye bir şey olmadığını, kâinatın ancak birtakım maddî unsurlar ve bu unsurlar arasındaki “sebeb-sonuç” ilişkisinden husûle geldiğini savundular. **Bize soracak olursanız, tam da bu noktada, “mitos’tan logos’a geçiş”, yâni felsefe başlamıştır. Çünkü burada, inancın yerini artık akıl almakta, “zevken idrâk”e karşı müşahede ve kıyas yola koyulmaktadır. Ne var ki, Nietzsche bunu kabul etmez; felsefenin, din ve şiirle olmadığı gibi, müsbet ilim ve tabiat müşahidliğiyle de aynı sahada olmasını istemez. Ona göre felsefe, bu ikisinin de üstünde bir “spekülasyon” alanı olmalıdır… Ne tür bir spekülasyon derseniz, cevabı şu: “İşe, büyüklüğün kanununu vererek başlayacak bir spekülasyon”… Gerçi onun gerek ahlâk, gerekse bediiyat sahasında değişken olacağını itiraf etmekten çekinmez; yâni, tabiat ilimleri değil, ahlâk ve bediiyat gibi beşerî ilimler söz konusu olduğunda, bu felsefî spekülasyonun filozoftan filozofa değişeceğini söyler… Ama asıl bu yüzden “din”
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -I-.
Akademya Yazıları
İHTİLÂLCİ PİSAGOR...
(...) Bu arada, iki dindar kişi çıkar, Güney İtalya’daki Yunanlılar arasında… Biri, felsefeyi bâtıl bir din hâline getirmek isteyen Pisagor, diğeri, felsefeye sahici din idrakından haber getiren ZenofanesHer ikisinin dindarlıkları haricinde belki tek müşterek noktası, her ikisinin de efsanenin “tanrılar”ına şiddetle düşman olmaları ve onlarla açıktan mücadele etmeleridir… Pisagor’u okullardaki geometri derslerinden hatırlarız. Yine bir Yunanlı olan Öklid ile beraber, Pisagor’un teoremi, geometrinin (hendese) en esaslı iki hakikati sayılır. Matematiği (riyaziye) ilimlerin temeline koyar Pisagor. Sayılar ve onlar arasındaki ilişkiler, maddî olduğu gibi, manevî hakikatin de tamamını ele verir. Müzikte onun derin bir hassasiyet ve mühim buluşlar sahibi olduğu söylenir. Astronomi ve müzik alanına riyaziye yardımıyla girer. Riyazet, yâni nefs tezkiyesi ve ruhî arınma yolu da, riyaziyeden bir şubedir… Tenasuha inanır, et yemez, nefsi kötüler; felsefeyi tasavvufa götürüşü veya oradan getirişi ile Hind mistiklerini andırır… Çok geçmeden, onun felsefe mektebi, önce bir dinî tarikate, daha sonra ideolojik bir harekete dönüşür… Pisagor, maddî ve manevî hakikatleri kuşatma azmiyle kalmaz, siyasî hayata da müdahale eder, ihtilâl başlatır ve yaşadığı şehrin iktidarını ele geçirir… Fakat hayat çoğu zaman, Orfeus örneğinden de hatırlayacağımız gibi, felsefenin tasniflerine uymaz ve toplum, filozofların iktidarını kabullenmek istemez. Nitekim kanlı bir ayaklanma sonucunda, Pisagor ve taraftarları şehirden kovulur.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -II-.
Akademya Yazıları