Öncelikle eser konu bakımından toplumsal değerler ışığında insanların kaynaşmasını ele alıyor. Sürekli dem vurulan toplumsal sorunların "birimiz hepimiz içindir" anlayışını inceden inceye işliyor..
Bir şehirde bütün insanlar beyaz bir körlüğün esaretine mahkum oluyor. Bu beyaz esaret insanları gözlerinden esir alıp; hayat ışığına beyazın hükmünde el koyuyor.
Şehirde bozulan asayiş, insanlar arasında dalga dalga artan kargaşa, çözüm için kurban seçilen insanlar, karantinanın acımasız ve katı kuralları ve bunca toplumsal sorunlar arasında hayata göz kırpan Küçük bir ayrıntı var; insanlar arasında kör olmayan doktorun karısı...
Aslında yazar burada "doktorun karısı" karakteri ile "bir iyilik hepimiz içindir" veyahut "bir iyilik dünyayı kurtarır" ne pahasına olursa olsun iyilik yapmaktan vazgeçmeyin mesajını çok güzel işliyor.
Roman boyunca insanların hayatta kalması önce tanrının bir lütfu sonra ise doktorun karısı isimli karakterin, insanlara yaptığı iyilik ve rehberliği sayesinde önce karantinadan kurtulmaları sonra ise şehirdeki karmaşaya karşı çevresindeki bir avuç insanla hayata tutunma sayısı gerçekten etkileyici...
Fakat yazar "kötülüğü tasvir ederken" son derece edepsiz ve ahlaksız cümleleri sayfalar boyu yer vermekten asla çekinmemiş. Özellikle cinselliği ve şehveti bir silah olarak kötülerin kullanmasını hiçbir filtreden geçirmeden olduğu gibi aktarmış... Bu da bir eserde edebi ahlakın ne kadar önemli olduğunu ayan beyan ortaya koyuyor.
Hırsızların da kör olup karantina bölgesine alınması ile birlikte, eski hastanede kargaşa başlar. Hırsız körler, bütün mahkumlara gelen yemeklere el koyarlar, her koğuştan gelen kadınların onlarla yatmaları karşılığında ekmek vereceklerini söylerler.
Kitabın bu bölümü ve bazı bölümlerinde iğrenç ötesi sahneler çok açık