Çisem

Çisem
@Kampfwagen
Jojo çok neşeli, soğan doğrarken bile gülüyor. Şıkır şıkır, fıkır fıkır, kıkır kıkır bir kız. Ecstasy almış Disney prensesine benziyor. Yaldızlı, cilalı, simli bir biblo.
Necdet bir dakika sürmeyen bu an içinde bu saadetleri duydu: — Kokunu değiştirmişsin! — A, kim demiş, hep aynı koku… Sana öyle geliyor. — Ya saçların... Saçlarını tamamiyle kestirmişsin. Leylanın abanoz rengindeki gür, sık ve kıvırcık saçları, gerçekten o kadar çok kesilmiştİ ki, başı tıpkı bir haşarı oğlanın başına dönmüştü. Asi ve çılgın perçemler gözlerinin, şakaklarının, kulaklarının üstüne düşüyordu. Necdet bu düzensiz kabarık saç yığınına bakarak yavaşça: — Cadaloz! diye seslendi. Sonra birden, bu başı, tepesinden yakalayıp kendine doğru çekti. Bu hareketi yaparken genç kız, gözlerini kapamış ve dudaklarını ona uzatmıştı. Necdet, vahşi bir dikkatle kızın yüzüne eğildi ve ağzıyla dudaklarını kaptı ve onu uzun, merhametsiz, kin dolu ve yırtıcı bir öpüşle öptü.
Sayfa 81 - VI·Kitabı okuyor
Reklam
Leyla bir eliyle Necdetin elini kendine doğru çekti, öbür elini tekrar başına götürdü ve karanlıkta iki siyah elmas gibi parıldıyan gözlerini onun gözlerine dikerek — Ağlıyorsun! dedi. Demek ki beni hala seviyorsun, Necdet! O vakit Necdet dayak yemiş bir çocuk gibi hıçkırarak haykırdı — Hem nasıl, hem nasıl... Ah, hem de nasıl!… Bu hıçkıran delikanlının yanı başında, şimdi Leylâya, bir genç ana tavrı gelmişti. Bir taraftan elini, bir taraftan saçlarını okşuyordu: — Vah yavrucuğum, vah yavrucuğum!" diyordu. O böyle yaptıkça, öbürü sanki eriyor ve bir gözyaşı çağlayanı halinde akıyordu.
Sayfa 79 - VI·Kitabı okuyor
—… çünki evlenmede anlaşmak uzviviyetlerin anlaşması, yani -bunun bir fenni ismi olacak…- ha, bir çeşit "affinite fysiologique" demektir. Şu halde ben koca olarak seçeceğim adamı yatakta tecrübe etmeden önce nasıl bir koca olacağını nerden bileyim?
Sayfa 67 - V | Gazeteci Miss Fanny Moore tarafından.·Kitabı okuyor
Karşısında, tam kendi masasına karşı masada kenarları bağa çerçeveli büyük ve yuvarlak gözlüklerini zeytin renkli kalın kaşlı, yontulmamış ilkel yüzü üstünde tek medeniyet ve zarafet alameti gibi taşıyan şu traşlı ve şişman adam mutlaka ticaretle meşgul bir Ermenidir. Belki şu dakikada kendisini birden bire zengin edecek en kolay ve en karanlık vurgun şekillerinden birini aklından geçirip durmaktadır. Acaba bir takım düzme belgelerle İngilizlere müracaat edip Türklerden birinin malına sahip mi çıksam; yoksa Anadoluda milli hareketi gözetlemek ve ihbar etmek için bir şebeke kurmak bahanesiyle "Intelligence Service"in örtülü ödenek kısmından bazı paralar mı sızdırsam diye düşünüyor. Sonra bunların hiçbirini beğenmeyip daha şaşırtıcı tasanlara dalıyor.
Sayfa 45 - III·Kitabı okuyor
Gerçi henüz yirmi beşini bitirmemişti. Fakat beş senelik Avrupa hayatında maddi zevklerin hemen hepsini tatmıştı. Zaman zaman metresleri de olmuştu. Bir tanesi vardı ki onu bütün bir sene binbir büyü ile aynıyan yılanlara benziyen kollarının arasında tutmuştu. Öyle ki, Necdet bu kadından ayrıldığı vakit vahşi bir kedinin pençesinden kurtulan bir kuş gibi aylarca kendisine gelememişti. Lakin bu buhran o buhrana benzemiyordu. Bu ateş daha derinlerde yanan bir şeydi. Bu ateş Necdetin kökünü kemiriyordu. Ve bu öldürücü yanışta şefkat ve merhamete benziyen bir zaaf, insana için için, sine sine, ağlamak arzusu veren bir asil tad vardı. İşte Necdet şu dakikada bir sokakta olmasa, utanmasa ağlıyacaktı. Çünki, birdenbire Leylanın bir başını göğsü üzerine koyuşu, bir elini dizi üzerine bırakışı hatırına geldi. Yalnız kaldıkları vakit Leyla büsbütün başka bir kız olurdu. Yabancılar arasındaki o şuh, fettan, aynak ve hatta bir parça da züppe hallerini bırakırdı. O iğreti, yapma örtülerini birer birer atardı, sanki soyun urdu, soyunurdu; çırılçıplak bir ruh olurdu. O kadar halis ve arınmış bir hale gelirdi ve bir küçük kız yumuşaklığı, tatlılığıyla sanki bir kaynak suyu duruluğuyla kalbe akmasını bilirdi. İşte Necdet, Leylanın herkese bir somaki mermer kadar sert ve parlak görünen güzelliğini böyle bir yudum su halinde, böyle bir saflık ve arılık damlası halinde tatmıştı.
Sayfa 41 - III·Kitabı okuyor
Reklam