Geçmiş vakitlere kıyasla pek çok şeyin usulü, modern çağın getirdiği gereksinimler ve buna bağlı olarak uyumlanmamızla birlikte değişiyor. Üremek ve cinsellik, evrimsel bir dürtü. Bununla beraber çiftleşme güdüsü, insanlığın gelişimiyle beraber sosyal ve kültürel bağlamlar kazanıyor; her ilkel deneyimde olduğu gibi bu alanda da ahlaksal, sosyal, kültürel normlar geliştirip güdümüzü çağa uygun hâle getiriyor ve salt bir güdü olmaktan çıkarıyoruz. Onu kontrol etmeyi, benimsediğimiz felsefeler doğrultusunda hangi durumlarda uygun olup olmayacağı analizini sağlayabilmeyi öğreniyoruz. Hulâsa, modern toplum içerisinde yer edinmek isteyen her insanın benimseyeceği sınırlar var, bu, uygar çağımızın ve huzurlu toplumum gerekliliğidir. Cinsellik, 21. yüzyılda yalnızca “temel ihtiyaç” olmakla açıklanamaz ve kimseden alacaklıymışçasına, rıza gözetilmeden bu talebinin karşılanması beklenemez.
Hiç kimsenin kimseye cinsellik borcu olmadığını, bunun bir “hak” olmadığını, karşılıklı rızaya dayanması gerektiğini vurgulayıp izninizle gündeme de değinmek istiyorum.
Son dönemlerde moda olan ve erkekliğin kurtuluşu olarak pazarlanan kırmızı hap bilmem ne zırvaları, cahil kesimi ve dizginleyemedikleri arzularının her koşulda karşılanması gerektiği konseptini ön plana çıkarmış ve modern toplum yapısını kökten sarsmaya başlamıştır. Görüşüm o ki şu günlerde gündemden düşmeyen insanlık dışı, vahşet haberleri; ergenlik çağında kimlik bunalımı yaşayan ve feyz almaya aç kişilerin çağ dışı fikirlerle beslenmesi sonucudur. Bu zehir,
“Ama uyuşturucu kullanmış…”,
“Ama falanca kişi yüz vermiş…”,
“Onun da niyeti varmış…”,
“Doğru kişilerle arkadaşlık etseymiş…”
bahaneleriyle açıklanamayacak denli tesirlidir ve meselenin derinine inilmelidir. Nasıl ki Özgecan Aslan o gün bindiği araçtaki şoförünü