Mehmet Ali, Aralık ayında bir defa, on gün izinli geldi.
Alayı Eskişehir'de imiş. Rahatız. Yiyecek, içecek bol. Subaylarımız çok iyi. Eskisi, gibi dövmek yok, sövmek yok. Ama işsizlikten çok canımız sıkılıyor diyor. Bir kere istasyonda Mustafa Kemal Paşa'yı, birkaç kere de İsmet Paşa'yı görmüş. Biri nasıldı? Öbürü nasıldı? Bana anlat, bana anlat, diyorum. Aha şöyle, aha böyle diyor. Bir türlü işin içinden çıkamıyor. Mümkün olsa kendi muhayyilemi, kendi hassasiyetimi, kendi dilimi ona vereceğim. Ta ki, vatanın karanlık göğsünde parlayan bu iki yıldız hakkında, bana onları canlandıracak bilgi versin diye.
— Nasıl? Gözleri nasıldı? Boyu uzun muydu? Kısa mıydı?
Nasıl bakıyordu? Nasıl yürüyordu? Ne giyiyordu?
Mehmet Ali bana büsbütün başka bir cevap veriyordu:
— Biz selama durunca merhaba asker dedi.