İslâm’ı din ve siyaset birliği olarak daha kolay anlamamız için,
zuhur ettiği şartlar bize yardımcı olur. Bu zamanlarda Araplar yıpranmamış, güçlü, ticarî -savaşçı ve dinî- metafizik ananeleri canlı bir
millet idiler. Kâbe asırlar boyunca sadece dinî değil, aym zamanda
ticarî bir merkez de idi. İçinde yaşadıkları tabiat şartları hayat mücadelesinde ekonomi faktörünü ihmal etmelerine müsaade etmiyordu.
Hristiyanlığın beşiği olan ve insanın az çalışmakla da geçinebildiği
Galilea gibi zengin değildi burası. Arabistan’da geçim ancak son derece büyük çabalar (uzun ticarî yolculuklar, her karış münbit toprak
veya her damla su için mücadele sayesinde temin edilmekteydi. Aym
zamanda çöl kuvvetli ve derin bir dindarlığa da bir teşvik unsuruydu.
Devamlı bu tesirler altındaki Arap milletinin ruh ve insiyakının te
şekkül şekli, birbirine zıt bu iki gerçek, bu milleti Dünya ve Ahiret
öğretisi olan İslâm için adeta hazırlamış bulunuyordu. İncil “kırlarda
zambaklar gibi yaşayınız” diyebilmişti; fakat, Kuran için, “Allah nafakanızı ve Onun nimetlerini aramak üzere dağılmanız için sizlere
gündüzü verdi” diye insanlara hitap etmek zarureti vardı
İncil ve Kuran, Ahdi Kadim’in tersine (Yahudilik milliyetçiliktir) manevi cemaat prensibini ilân ediyorlar. Fakat İncil’in bu hususta kat’î olmasına karşılık, İslâm, milliyetleri tanımakta ve fakat kendisi onların üstünde yeni bir boyut -müslümanlarm milliyederüstü bir cemaati (ümmet)- olarak ortaya çıkmaktadır. Üstelik Kur an, Hz. İsa’nın tamamen reddettiği akrabalık ve kan bağlarım teyit ediyor.
Müslüman memleketlerde marksist ihtilallerin yokluğu veya başarısızlığı hiç tesadüf değildir. İslâm'ın marksizme ihtiyacı yoktur. Ahdi Kadîm’m sert realizminden birazı Kur anda da vardır. Avrupa’da marksizm ise katolik ve ortodoks Hristiyanlığın tamamen dışarı attığı Ahdi Kadîm’deki yahudî unsurunun bir yedeği veya telafisi mahiyetindedir.