Yumulu gözlerine vuran güneşten her şey kırmızı, turuncu kızıl altın görünüyordu kıza. Her şey bu renklerdeydi; içini dolduran, elde ettiği,sahip olduğu, tüm bu renklerdeydi; her şey gözlerini kör eden bu renklerdeydi. Adam içinse bu hiçbir yere gitmeyen, hiçbir yere
varmayan, hiçbir yere çıkmayan, sonsuza kadar hiçbir zaman çıkışı olmayan, dirseklerini toprağa saplamış, hiçbir yere gitmeyen, hiçbir sonu olmayan, sonsuza dek bilinmez bir hiçliğe
savrulan, her defasında olduğu gibi bu kez de hiçbir yere varmayan, tekrar bir hiçliğin içine doğan, katlanılabilirliğin ötesinde, daha, daha ötesinde hiçliğe, aniden, öfkeli, hapsedici hiçliğe giden karanlık bir yoldu; vakit geçmiyordu, her ikisi de oradaydı, zaman durmuştu.