Türkiye bir baskı toplumu değildi artık. Baskı toplumlarında itirazlar, reddiyeler, isyanlar şiddetle bastırılırdı. Bir iğdişlik haliydi yaşadığımız. Boyun eğmeyi reddeden her şey kaynağında kurutuluyordu. Kendimizi susturuyor, kendimizi eziyor, kendimizi hapsediyorduk. İçimizde devlet tohumu büyüyordu. Tahripkâr fikirler aklımıza gelmesin diye her gün yeni bir hadise icat ediyorduk. Sahte heyecanlar, yalan coşkular, üzerinde uzlaşılmış masallarla avunuyorduk.
"Kafasında tam pay gelse, içinden ödeşse bile, bit yeniği kadar kalan eksik her neyse tevekkeli huysuzlanır, onca yolu gerisingeri teperek üşenmeden gider, eksik olanı tamamlardı. Eksiği gediği düşünüp kafadan yorulmak yerine yürüyüp bedenen yorulmayı yeğlerdi o, ikincisinin verdiği semeri deviren bir ağrıysa, ilkinin getirdiği cana tak dedirten bir işkenceydi çünkü."
Erkekler bu kentte de bizi iki türe ayırdı. Ya kollanacak kutsal aile kadınları ya da erkeğin çeşitli niyetlerini hak edenler...Biz kadınlar bu haksızlığa dayanma gücünü nereden buluyoruz?