Bir subay, sanatı adına, hayatına ve varlığına hiç önem vermeyecektir. Gerek kendinin ve gerek yanındakilerin hayat ve hatta rahatını en iyi biçimde korumaya çalışacak, ancak sanatının ve işinin gerektirdiği anlarda bunları gözden çıkarmaya ve feda etmeye hazır bekleyecektir. Ve bu gibi anlarda bunları hiç düşünmeyecektir. Hayat ve rahatını hiç düşünülmemesi gerektiğinde, körü körüne atılacaktır. Namusun gereği budur. Görev bunu istiyor. Din ve millet bunu emrediyor. Vatan ve millete olan borcumuzu ancak böyle ödeyebiliriz.
Bunlar üzerinde biraz durunca anlaşılır ki, subaylık demek kendini ve canını feda etmeyi kesinlikle göze almış olmak demektir. Gerektiğinde kanımızı da akıtıyoruz. Subaylık zafer kazanmışcasına ve fedakarca savaşabilmektir. Bizim görevimizde ölüm vardır. Fakat uygulama biçiminde ve anında, ölüm asla ve hiç düşünülmeyecektir.
Kılıç kuşana, üniforma taşıyan, "subayım" diye ortaya çıkan, hükümetin birçok masraflarla donattığı, millet analarının yirmili otuzlu yaşlardaki en işe yarar evlatlarını arkasına alarak namusu, dini ve devleti korumak üzere savaşmaya giden bizler, subaylar; savaşın bizden istediği görevin biçimini ve içeriğini hakkıyla belirlemeliyiz.
Bu kitabın belki mesleki mahiyeti, aradan geçen yarım asra yakın zaman içinde eskimiştir. Fakat vatan savunması, millete karşı görev duygusu bakımından kıymetinin bir zerresini kaybetmemiştir. Çünkü vatan o vatan, millet o millet.