Yunan askerleri bu olaydan sonra daha önce tespit ettikleri bazı sivil Türkler'le, subayların evlerine girdiler. Kızlar, kadınlar tecavüze uğradı. Evler, dükkânlar yağmalandı. Rumlar ve Yunanlılar önlerine geleni öldürmeye başladılar. Canlarını kurtarmak için Ziraat Bankası'nın girişindeki merdivenlere sığınan kadın ve çocukların hepsi katledildi! Kadınlar kocalarının, kızlar babalarının gözü önünde tecavüze uğradılar! 16 Mayıs sabahı Konak Meydanı'nda, Gümrük'te, Pasaport Meydanı ve sokaklarda, öldürülen Türkler vatınakta idi. Millet Hastahanesi'nin morgu ile hemen yanındaki Cemal Paşa Konağı'nın bodrumu masum insanların cesetleri ile doluydu. Yakınlarını kaybeden gözü yaşlı İzmirliler, bu cesetler arasından eşlerini, çocuklarını, ana-baba ve kardeşlerini arıyorlardı. Hangi soysuz, hangi kansız, hangi vatansız ise Londra Büyükelçiliğimizde çalışan bir memur "ölenlerin muhtemelen ölümü hak ettiklerini" söylüyordu. İşte vatanla, devletle, millet ve millî haysiyetle rabıtaları bulunmayan Arnavut asıllı bir Başvekil ile Gürcü Harbiye Nazırı, Kürt Vali ve soyu sopu hakkında herhangi bir kayda rastlamadığımız Nadir Paşa'nın sebep olduğu İzmir tablosu, böyle bir vahşet ve utanç tablosudur.