Yola çıkmak endişeyi arttırır, yola hiç çıkmamak ise insanı hiçliğin zindanına hapseder. Burada deha ile cinneti, velilik ile deliliği birbirinden ayıran o ince çizgiye işaret etmek gerekiyor.
Merkez Efendi Hazretlerinin mantığıyla söylersek, kainatta her şey olması gerektiği gibidir, merkezin dedir. Eksik, yanlış, kusur ve noksan gibi görülen her şeyin mükemmel hikmetleri vardır. Kusur, eserde değil, ona bakan dar bakışlardadır. Cenab-ı Hakkın, yani o büyük sanatçının ortaya koyduğu her detay bütündeki sanata mükemmel bir şekilde hizmet etmektedir.
Öyleyse asıl sorun, yaşadıklarımıza içeriden ve sahiplenerek bakmak ve dışarıdan sahiplenmeden şahit olmayı başaramamaktır. Sorun; çözümü bulamıyor olmak değil, problemi göremiyor olmaktır.
İşte, yaşadığımız kederlerin bize hükmedişinden kurtula bilmenin ve özgür bir biçimde onları kullanmanın ilk adımı duygu ve düşüncelerimizi dışarıdan seyretmeyi öğrenmektir. İkinci adım ise, 'ben, içinde bulunduğum düşüncenin esiri değilim, o benim esirim' diyebilmektir.
Düşünceye sahip olan birey' düşüncesine hakimdir ve irade siyle seçer düşüncelerini. Ancak 'bireye sahip olan düşünce' söz konusu olduğunda, kişi tutsaktır ve kendisine hükmeden dü şüncelerin etkisinden kurtulup özgürce hareket edemez.