Kevser işte; uyur, okur, yer, okur, aşık olur, okur, üzülür, okur, sevinir, okur, şarkı söyler, okur, gülümser, okur ve biraz daha yazıp ardından okur.
...Ya ben kimdim onun gözünde? Yararlandığı bir küçük okuyucu muydum; gönlünü eğlendirmiş olduğu küçük âşığı mıydım? Benden kurtulmak istese, ama terkedemeyecek olsa, beni de gaz odasına gönderir miydi?
Açılırsak birbirimize
sen bana, ben de sana
dalarsak,
bana sen ve ben sana
erirsek,
sen ben de ve sen de ben.
İşte o zaman,
ben olurum ben.
ve sen de sen.
Biraz ağlamak için sığındım aslında, ağlamak istiyorum çünkü. Var olduğumu unutmak ve biraz da hatırlatmak. Sonra şarkı söylemek ama çokça da susmak. Birini de istiyorum yanımda, yalnızlığı da...
Kelimeleri siliyor zihnim, gelip geçiyor hislerim. Dilimdeki mâziler dalıp gittiklerime hitaben zehir oluyor, yutuyorum ve kesiyor nefesimi, hissediyorum ; ruhumu taşırıyor, varoluşumla da utanıyorum. Saklıyorum, zihnimin karanlık duvarları çığlıklarımla sarsılmış, kağıtlar yaşlarımla mahmurlaşmış ve uyuyamadıklarım zamana sıçrıyor gibi yırtıyor tüm hislerimi. Yok oluyorum, sarhoş olmak istiyorum aslında. Her şeyi dinliyorken kelimelerim, bir kadeh de bana kaldırsın istiyorum. Konuşuyorum, cümlelerim yüklemsiz; üzülüyorum, görünene bir kibrit yakıp ruhun yanışıyla kül oluyorum ve biraz olsun göz yaşı döküyorum ve...
O yaşlara bir ben sebep olamıyorum.
Sebeplerim çokken, ölüm için kurtuluşu reva görüyorum.
Sebeplerim yokken yaşamak için an kolluyorum.