Kevser işte; uyur, okur, yer, okur, aşık olur, okur, üzülür, okur, sevinir, okur, şarkı söyler, okur, gülümser, okur ve biraz daha yazıp ardından okur.
"Şimdi de bertaraf..."
"Nasıl yani?"
"Mah ve Şer!"
"Hiçbir şey anlamıyorum."
"Çünkü kitap okumuyorsun."
"Anlamıyorum, anlamıyorum, anlamıyorum..."
"Çünkü kitap okumuyorsun!"
"Açık konuş."
"Kelimeler azizim, anlaşılmak için var olmalıdır. Var olmak içinse bir kaç satırdan ziyade bir kitaba ihtiyacı olur. Kitap, kitap, kitap... Beni anlamak için kitap okumak zorundasın."
"Seni değil kelimelerini anlamıyorum..."
"Çünkü kitap okumuyorsun!"
Hüseyin Rahmi Gürpınar Dinin insanlarca kullanılmasını eleştirir her kitabında. Duyguların sömürülüşü dile geliyor her satırında. Burada da öyle olmuş nitekim. Zenginlerin de kandırılabileceğini, kandıranın da masumiyetini göstermiş.
Akıcı mizahi bir dili var zaten yazarın. Yalnız bir tebessüm ettiriyor size. Sonra düşündürtüyor ve o sömürülüşün hayatımıza nasıl da yansıdığını gösteriyor. Evet efendim, Hüseyin Rahmi sonuçta, hem düşündürür hem de okutur ve gülümsetir.
Fakat gülümseyiş buruk da olabilir, sahici de. Bu düşünmeye kalmış. Hüzünlenmeye aldanmış...