Düşünün, yıllarca çalışmışsınız. Hayalinizdeki evi almışsınız. Ailenizin istediği gibi bir eş bulmuşsunuz kendinize. Hayırlı evlatlar yetiştirmişsiniz. Hepsi işinde gücünde. Artık 70 yaşında deneyimli birisiniz. Evde kanepede otururken eski bır arkadaşınız arıyor sizi. Hiçte sevmezsiniz bu arkadaşı. Gençken sorumsuz, aklı beş kariş havada umursamaz bir tipti. Oflayarak açtınız telefonu. Sizinle yıllardır görüşmediğini hayatınızın nasıl gittiğini soruyor. Sizde anlatmaya başlıyorsunuz. "Seninle liseden beri hiç görüşmedik. Aslında herşey olması gerektiği gibi. Bilirsin o zamanlar sınıfın ineğiydim" aniden sözünüzü keser "evet hatırlıyorum ders çalışmak dışında hicbisey yapmazdın. Etkinliklere katılmazdın, dışarı çıkmazdın" sözleri doğruydu ama yinede devam ettiniz. "Evet öyleydim... Üniversite de mühendislik okudum. Ve X sirketinde iyi bir pozisyona geldim. Tıpkı olması gerektiği gibi."
" Bir dakika... Senin avukat olmak istediğini sanıyordum. Bölüm seçtiğimiz yıl anlamam gerekirdi. Sayısal seçmiştin. Sayısalın iyiydi ama yapmayı sevmezdin" sözleri yine doğruydu. Devam ettiniz anlatmaya "işimi hallettikten sonra annemin en yakın arkadaşının çocuğuyla evlendim. Gerçekten iyi bir eş. Neredeyse hiç tartismadik. Birlikte kendi yuvamızı kurduk. Tabii iki yıl önce onu kalp krizi nedeniyle kaybettik." Cümlelerim bitince derin bir sessizlik oldu. Bu sessizliği de o bozdu. "Peki başka hiç mi birşey yapmadın. Sanat sergisi, ülke turu en azından bari kendine ait küçük bir kafe. Bu hayallerini gerçekleştirmedin mi?" Ne saçma konuşuyordu bu kişi böyle. "Ben hayalimi gerceklestirdim. Bir evim iyi bir ailem var. Yeterince param ve saygı duyulan bir kisiliğim var"
Sizi dinleyio derin bir nefes aldı. "Bunlar senin hayallerin değildi ki. Senle çok yakın değildik. Ama hayallerini