Bizim üstünlüğümüzle tanımlanan düzenden çok daha büyük bir düzen var. Bir yandan okul çocuklarına elmadan armutun çıkarılamayacağını söylüyoruz, bir yandan da en yetkin bilimadamlarımızdan maymundan insan çıkarmalarını bekliyoruz. Neden bir kere olsun insanlardan maymun çıkarmayı denemiyoruz peki?
Oysa, kendimizi omur boyu sabit hedeflerle sınırlayarak sadece limandaki teknelere binmeyi ve bilinen iki iskele arasında yolculuk yapmayı yegliyoruz. Ve bu yolculugu ilginc kilmak için kendi kendimizi kuçuk maceralarla avutuyoruz. Hava raporlarını dikkatle inceliyor, tek sayılı günlerde iskele tarafında, çift sayılı günlerde sancak tarafında oturuyor, her beş saatte bir çay içiyor, gözluklu yolcularla hiç konusmuyor, yeşil giyenlere daima tebessüm ediyor ve tabii günün birinde vapur degistirebilecegimize ilişkin minik bir rüyayı da kendimizden esirgemiyoruz. C'est la vie? Şu onceden kestirilebilir totaliter yaşamlarımız, insan ruhuna bir hakaret degilse, nedir?