Yazıklar olsun, o soylu zeka nasıl çökmüş!
Sarayın gözü, ordunun kılıcı, bilimin dili,
Güzel yurdumuzun umudu, gülü
Kibarlığın aynası, zarifliğin kalıbı
Bütün gözlerin gözdesi gitmiş, yok olmuş!
Ve ben, en mutsuzu, en dertlisi kadınların,
Ben ki balını tattım sözlerindeki şiirin,
Şimdi o soylu, o şahane kafanın
Düzeni bozulmuş çanlara döndüğünü mü görecektim?
O eşsiz örnek insanın, o çiçek açan gençliğin,
Solup gittiğini mi görecektim çıldırarak ?
Ah mutsuz başım! O gördüklerimi gören de ben,
Bu gördüğümü gören de!
Ah benim ruhumun sevinci!
Bu huzur gelecekse her fırtınadan sonra
Varsın kopsun kasırgalar ölümü diriltinceye kadar!
Varsın güçlükle yol alan gemi
Tepelere tırmansın Olympos kadar yükseklere dalgalarla
Ve sonra cenneti cehennemden ayıran uçurumun derinliğine insin!
"Mutlu ol! "diye bağırdı Bülbül," Mutlu ol kırmızı gülüne kavuşacaksın. Onu geceleyin ay ışığından yapacağım ve kendi kalbimin kanıyla boyayacağım. Senden bunun karşılığında sadece aşkına sadık olmanı istiyorum, çünkü Aşk, en bilge Felsefe'den daha bilge, en güçlü Güç'ten daha güçlüdür. Alev rengidir kanatları, alev rengidir bedeni. Dudakları bal kadar tatlı, nefesi tütsü gibidir.
... Doğdukları yerden büyük suya doğru akan ırmakları getir aklına, ağırlaşarak gidip denize dökülmezler mi, yollarını şaşırmadan kıvrıla kıvrıla, dağ koyak haritalar varmış gibi... Sezgiler de boncuklar gibi bir ipe dizilip kolye olmak ister, duygular da, her şeyin arzusu bir düzene kavuşmaktır.