Buna göre türler arasındaki farklılaşmanın kaynağı bunların tamamını meydana getiren temel elementlerin oranlarındaki farklılıktır onlar buna mizaç farklılığı adını vermiştir her türün mizacı yani unsurların bir araya gelerek oluşturduğu karışım farklı bir dengeye sahip olduğundan türlerin oluşumunu sağlayan temel etken karışımların dengesidir bu denge kusursuzlaştıkça maden bitki ve hayvan sıralamasına uygun olarak daha üst özellikler ortaya çıkarır mesela sıfırdan 1000'e kadar çıkan bir cetvel düşünelim sıfırdan 250'ye kadarki Aralık madenler 250'den 500'e kadar ki Aralık bitkiler 500'den 1000'e kadar ki Aralık hayvanlar olsun madenlerin 249 numaralı türü ile hayvanların 200 numaralı türü birbirine öylesine benzer ki ayırt etmek zaman zaman çok zorlaşır hayvanlar aralığının zirvesinde insan bulunur İnsan Bin numaralı ise 999 numaralı hayvan karışım dengesinin yakınlığından ötürü insana çok benzer özellikler sergiler.
İslam'da felsefe geleneğinin alem tasavvurunun ibn-i sina'da Kemale erdiğine dair hem klasik dönemde hem de modern araştırmacılarda ortak bir kanaat vardır.
Meşşai filozoflar illiyet teorisi üzerine kurulan bir başlangıç hikayesi geliştirmiştir. Buna göre alemde bütün nesneler arasında bir sebep sonuç ilişkisi vardır. sebepler silsilesi Tanrıya vardığında durur Ve Tanrı bütün nedenleri nihai nedenidir.
Nurani heykeller ve yatay nurlar görüşünün sonuçları şöylece özetlenebilir
bu dünyada meydana gelen nesnelerin Türsel hakikatleri meydana gelmezden önce vardırlar.
onların önceki varlığı sadece bilen bir öznenin zihninde bulunmaları anlamında değil akli bir cevher olarak müstakil mevcudiyete sahip olmaları anlamındadır.
bu dünyadaki değişimler sadece yatay nurların ve nurani heykellerin gölgelerinden ibarettir.
dünyadaki değişimler türlerin hakikatlerini var etmez sadece hangi yatay nur'un ve nurani heykelin yansıması olacağına dair bir hazırlık sağlar.
dünyadaki şartların değişmesi varlığı bulunmayan bir türü asla meydana getirmez türlerin hakikatleri ezelidir buradaki ezelilik tanrıdan bağımsız olarak var olmaları anlamında değildir tanrıdan zamansız bir şekilde ezelde sudur ederek var olmaları anlamındadır.
bu dünyadaki fertler geçici ve sonu olsa bile akli ve hayali hakikatler sürekli ve ebedidir.
türlerin hakikatlerini bilmenin en tam ve üstün yolu ise Burhan yöntemi ile riyazat yönteminin birlikte kullanılmasıdır işraki felsefe Tam da bu iki yöntemin birleştirilmesinin sonucudur.
Afifi ve Ekrem Demirli gibi İbnü'l Arabi araştırmacıları ayan-ı sabitenin İbnü'l Arabi düşüncesinin genel olarak varlığın Birliği öğretisini savunan mistik öğretilerden ayrılan yönü olduğunu iddia ederler. hatta Ekrem Demirli vahdet-i vücudun kurucu ilkesinin ayanı sabite olduğunu düşünür.
ben daha ziyade "varlık olmak bakımından varlık haktır" cümlesinin merkezi ilke olduğunu hatta bu ilkenin ayan-ı sabiteyi eflatunun idelerinden mutezilenin madum şeylerinden ve ibn-i sina'nın mahiyetlerinden ayrıştırdığını düşünmenin daha isabetli olduğu kanaatindeyim. çünkü vahdeti vücudu İslam'da metafizik düşüncenin merkezine yerleştiren ve dini düşünceyi etkileyecek bir sisteme dönüştüren şey varlık olmak bakımından varlık haktır önermesinin ayanı sabitenin ilahi isimler olduğunu söylemeye imkan vermesidir.
şu halde ibnü arabiye göre alemde meydana gelen bütün oluşları yöneten İlke ayanı sabitedir......... Bu açıdan bakıldığında Vahdeti vücut evrim teorisinin "nesneleri önceleyen bir bilgi kabul edilemez" ilkesiyle çok katı şekilde çelişen bir özcülüğü ihtiva eder.