Duyu organlarımızın ham bir deneyim olarak algıladığı şeye bir anlam yükleyen, aklımızdır. Görmeye yarayan bir gözümüz olabilir fakat varlığı, söz gelimi sinirsel bir aksaklık yüzünden çarpık bir şekilde de görebiliriz. İki kulağımız olduğu hâlde işitemeyebiliriz, zira kasıtlı olarak bazı şeyleri duymamayı seçiyor olabiliriz. Keskin bir zekâmız olabilir, ancak örneğin hukuki bir anlaşmazlıkta doğru sonuca ulaşamayabiliriz, zira davayı kazanma arzumuz ve bundan kaynaklanan hırs, muhakememizi bulandırabilir. Dolayısıyla, duyusal fakültelerimiz daha geniş bir kavramsal, duyusal ve ahlakî koşullar çerçevesinde işlem görür.