Kendisi uzun bir yolculuğa çıkmayacağı, bunun telaşında olmadığı için, her tarafa koşuşan kalabalığı uzaktan seyretmekten zevk alırdı. Bir film gibi seyrederdi onları: Tren geldiği zaman film başlar, gittiği zaman da bitmiş olurdu.
Sonbahar öncesi, o sakin akşam üstü, derin bir iç çekiş gibi insanı rahatlatıyordu. Sarı-Özek'te ne orman vardı ne ırmak, ne de ekili tarlalar. Ama, batmakta olan güneşin ışık ve gölge oyunları, bozkırda o güzelliklerin hiçbiri eksik değilmiş gibi bir his veriyordu insana.