1983 yılında doğan Serdar Yıldız ilk eseri olan İllet’i 2013 yılında okurlarının beğenisine sundu. Aradan fazla bir süre geçmemişti ki 2014 yılında Karanlık Gökkuşağı adlı 12 öykülük kitabını yayımladı. Yeni yeni Türk edebiyatının çeşitli alanlarında yer almaya başlayan yazar sonraki süreçlerde ise öykü seçkilerine katılarak yazın hayatının geleceğine yönelik çalışmalarının da olduğunu göstermiş oldu.
2013 yılında Resse Yayınları tarafından basılan İllet, Koronavirüs’ün dünyayı etkisi altına almasıyla uzun bir sürenin ardından tekrar gün yüzüne çıktı. 7 yıllık aranın ardından yeni bir yayınevinden çıkan kitap geçen günlerde yepyeni bir edisyonla yeniden okurla buluştu.
İstanbul’daki kolera salgını ve Kız Kulesi’nin tarihî hikâyesinin iç içe olduğu bu kitapta korku, gerilim, polisiye ve fantastik gibi ögeler; Serdar Yıldız’ın akıcı anlatımıyla birleşince karanlık ve korkutucu bir atmosfere sahip bir eser ortaya çıkıyor.
(...)
Ahmet Boyraz
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/illet-...
"Tadeusz Borowski’nin bu öykü kitabı tarihi bir belge niteliğinde ve Nazi toplama kamplarının acımasızlığını, hiyerarşisini içeriden görmemize olanak sağlıyor. Yazar, yaşadıklarından ve gördüklerinden yoğurduğu sözcüklerle okura sesleniyor. Her metnin altında bir başka metnin olması, her metne yazılış süreci boyunca bir başka metnin, yazarın rehberlik ediyor olması gibi, bu metinde de Tadeusz Borowski’ye Dante Alighieri rehberlik edecek.
Bir Nazi toplama kampına getirilen mahkumların kadın erkek fark etmeden saçları kazıtılıp numaralar damgalanır kollarına ve kıyafetlerine, önceleri saçı sakalıyla birbirinden ayrılan insanlar şimdi uzaktan birbirlerinin aynısıdır, numaraları Nazilerin gözünde isimleri yerine geçer, kimliksiz kalır mahkumlar, sanki bütün renkleri barındıran bir çember döndürüldüğünde çemberin o ilk renge, beyaza dönmesi gibi, Avrupa’nın her yerinden her kültürden insan Nazi toplama kamplarındaki en ilkel gerçekliğe döner; insanın en çıplak haline. O ilk renge; bütün renklerin oradan çıktığı o en yalın gerçek, beyaz. Fakat bu beyaz renk ya da ışık, kamp gerçeğini anlatabilmek için bir metafor yalnızca. Yoksa bir mahkumun kamp anıları yıldızsız bir gecenin siyahından başka hangi rengi akla getirir ki?"
Fırat Özcan
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/bizim-...
İlk kitabı Büyülü Eşyalar Koleksiyoncusu ile yazarlık macerasına başlayan Peren Ercan, ikinci kitabı Kuyrukname ile yeniden aramızda.
Ben sevgili Peren’in ilk kitabını incelerken yine bol övgülü bir giriş yapmıştım ama şu an o zamanki kelimelerin aynısının onlarca katını kullansam dahi yetmeyeceğini biliyorum. İlk kitabı Büyülü Eşyalar Koleksiyoncusu’yla edebiyat camiasına başarılı bir başlangıç yapmıştı Peren Ercan ama ikinci romanı Kuyrukname bambaşka. Havasını atmak gibi olmasın ama bu muhteşem eserin ilk taslaklarını okuma şerefine erişmiş, kapağı ilk görenlerden biri olmuştum. Tabii o zamandan beri kitabı bütünüyle okumak için heyecan içindeydim, öyle ki o taslaklara bile sayfalar dolusu hayranlığımı belirtiyor ve alıntıları panoma inelemekten geri durmuyordum. Ama bugün bir bütün olarak Kuyrukname’yi inceleyeceğim ayrıca mutluyum!
Uygar Özdemir
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/kuyruk...