İnsan, kendi kendinin bilincinde bir odunluğu işler, kasti bir arkaizm, operatik bir yanlışlık ve falseto, izleyicimizi (eğer bizimkinden çok farklı dünyalarda yaşamıyorsa ve yarattığımız şey, bu dünyadan kopuk da olsa onun dünyasının devamı değilse) bile isteye maruz bırakacağımızın düşünülemeyeceği bir yanılsama tehlikesinin belirtilip vurgulanması.
Nelson Goodman, yüzyıllar sonra kim bu dünyanın aynısına ihtiyaç duyar, diye sorar ve karakteristik hazır cevaplığıyla ekler: "Bu Allah'ın belası şeylerden biri yeterli." Bir haritanın, belli bir gerçeklikle ilişkili olarak yolumuzu bulmamıza yarayan bir tür kopya olduğu söylenebilir. Ancak Lewis Carroll'ın açıkça belirttiği gibi, bir harita bir ülkenin kopyası değildir bu nedenle ki birinde kaybolmuş olmamız diğerinde de öyle olduğunu göstermez.
O halde sanat, tam da olanaklı olana benzemesi bakımından, taklittir. Bu anlamda Sokratizm ise de Republic'in 10. kitabında Sokrat tarafından sorulan şu soruyu karşısında bulur: Sanatın, içsel içerik bakımından yaşamla arasındaki farkın belirmesine engel olacak kadar ona benzer olanı barındırmasının anlamı nedir? Halihazırda sahip olduğumuz bir şeyin kopyalanması, hangi iyiye ya da ihtiyaca yanıt verir?
birbirimizin davranışlarını rasyonalize etmek için inanç ve pratiklerinin yöntemini fazla çaba sarf etmeden benimseyip gerekçelendirebilelim ve birbirimizin yaşamlarımızdaki karşılıklarını tanıyıp içselleştirebilelim diye kahramanlar da törpülendi ve daha çok sıradan insana benzediler. Böylece anlayabileceğimiz tiplerle değiştirildiler. Ev hanımları, kıskanç kocalar, sorunlu ergenler ve benzerleri ile anlaşılır tragedyalardaki karakterler banalleştirildi. Bu Nietzsche'nin Estetik Sokratizm dediği şeydir.