Tom Stoppard bir keresinde, pencerenin önünde bir adaletsizlik gördüysen yapabileceğin en az faydalı şey, onunla ilgili bir oyun yazmaktır, demişti. Ben daha da ileri giderek, müdahale etmekle yükümlü olunan adaletsizlikler hakkında oyunlar yazmanın yanlış olduğunu söyleyeceğim zira bu tam da ruhsal mesafe kavramının tarif ettiği türden bir mesafeye yerleştirir izleyiciyi.
estetik tavrın takınılmasının, birtakım gerçeklikleri ruhsal bir mesafeye koymanın -sözgelişi bir polisin göstericileri copldığı bir isyanı bir tür bale ya da uçaktan atılan bombaların patlamasını, mistik krizantemler olarak görmekteki gibi- yanlış ya da insanlık dışı olacağı durumların da olduğudur. İnsanın ne yapması gerektiği sorusu sorulmalıdır.
geri çekilip nesneye dair yansız bir görüş varsaymak, şeklini, rengini görmek, her tür fayda düşüncesinden uzaklaşıp ona, o her ne ise o olduğu için hayranlık duymak.
Eğer bir izleyen görünenin gerçekten bir tanrı olduğuna inansaydı, sadece bir görüntü olduğu ( gerçek olmadığı) ona söylenirdi; eğer ilk kişi haklı çıksaydı, ikinci kişi tiyatro kurallarının feci şekilde ihlal edilmiş olduğunu hissedebilirdi. Tanrıların tiyatro sahnesinde ne işi var?
oyunlar, büyüler, rüyalar ve sanat kavramsal olarak birbirine çok yakın olup dünyanın dışındadırlar, dünyaya tam da bizim incelemeye çalıştığımız türden benzer bir mesafede dururlar.