Züleyha

Züleyha
@Kayraz
İstanbul
145 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
şunu da söyleyebiliriz ki yanlış bir cümle nasıl yine de bir cümleyse yanlış bir inanış da bir inanıştır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
sanırım yediğimiz bazı şeylerden aldığımız hazzın dayandığı inanışlar da vardır, örneğin yediklerimizin gerçekten yediğimize inandığımız şeyler olduğuna dair inanışlar. Bu inanışların yanlış olduğunu öğrendiğimiz anda yediklerimiz ağzımızda küle dönüşür, örneğin Ortodoks bir Yahudi için domuz eti, bir Hindu için dana eti veya çoğumuz için (insanlar olarak tadımız ne kadar güzel olursa olsun) insan eti yediğini keşfetmenin böyle bir etkisi olacaktır. Arada fark olması o farkı tadabiliyor olmamızı gerektirmez, zira en azından insanlarda yemek yemenin hazları tat almanın hazlarından daha karmaşıktır ve Goodman'ın benzer bir durumla ilgili olarak ortaya koyduğu gibi farklı olduğu gerçeğinin bilgisi en nihayetinde bir şeyin tadında da fark yaratır. Ya da eğer fark yaratmıyorsa da bu ikisinin arasındaki fark kişi için yeterince önemli değildir ve ilgili inanışlar aldığı hazzı etkilemez.
"bu gerçek değil" hissi, taklide dayalı tasvirlerden alınan hazza açıkça katkıda bulunmaktadır. "Bazı şeyleri görmek bize acı verir" diye yazar Aristoteles Poettics'inde, "ancak bunlara tıpatıp benzeyen taklitlerine bakmaktan haz alırız, ister nefret ettiğimiz hayvanlar olsun, ister cesetler."
büyümüş de küçülmüş bir terapist edası ve körkütük bir cehaletle Platon, sanatın bir çeşit sapkınlık olduğunu ima eder: Olmaktan aciz insanların, son çare olarak taklit ettikleri, bir şeylerin yerine geçen, yönünden sapmış, telafi etmeye yönelik uğraşlarıdır. Platon şunu sorar: Kim, bir nesnenin görünüşünü o nesnenin kendisine yeğler, kim gerçekte sahip olabileceği bir şeyin sadece bir resmiyle avunur veya bir şeymiş gibi davranmayı o şeyin ta kendisi olmaya tercih eder? Becerebilen yapar, beceremeyen ise taklit eder.
Kendi nesne olmaklığımı bir başkasını özne olarak tanıdığımda fark ederim. O gözler sadece birer parça renkten ibaret değildir, aynı zamanda bana bakmaktadır. Bir dışım olduğunun keşfi -mantıksal olarak bundan ayrılamayacak şekilde- başkalarının da içi olduğunu keşfetmem sayesindedir.