Shiko bir keresinde şöyle yazmıştır:
Acemilere tavsiyem, oyulmamış bir pano üzerine Hint mürekkebini yaydıktan sonra, üzerine kağıt koyup basmalarıdır. Sonuç siyah bir baskı olacaktır ama mürekkebin siyahı değil, baskının siyahı.
Şimdi amaç bu baskıya, yüzeyini oyarak, daha iyi bir hayat, daha muazzam bir güç vermektir. Ne oyarsam oyayım onu hiç oyulmamış bir baskı ile karşılaştırır ve kendime sorarım; "hangisi daha güzel, daha güçlü, daha derin, daha hacimli, daha hareketli, daha dingin?"
Eğer hiç oyulmamış baskıdan daha aşağı bir şey varsa karşımda, baskımı yaratamamışımdır. Kütüğe yenilmişimdir.
Daha önce görünmez olan şeyleri görmeyi de öğrenebiliriz zira görünmezlikleri, görme biçimlerinin şeffaf olmasının belki de belli bir kişinin görme biçimine ait olmalarından ileri gelmesi ve o kişinin görme biçimi olmaktan çıktıklarında matlaşmaları sebebiyledir.
Özdeşlik de zaten şu demektir: F bir özellikse ve a,b' ye özdeşse; a her F olduğunda b de öyledir. Buradan çıkan sonuca göre, eğer söz konusu yapıtlar aynı özelliklerde iseler özdeş olmalıdırlar. Ancak Borges'in iddiası, aynı özelliklerde olmadıkları yönündedir. Tek ortak özellikleri, gözle görülenlerden ibarettir.
Şu inanç yaygındır ve sanat yapıtlarını bir sınıfta toplar: Hamlet'i oynayan adama olgun bir domatesle vurabilirim ama Hamlet'e vuramam, bunu yaparken tam da umut ettiğim gibi izleyicilerden bazıları bunu komik bulursa, güldükleri Hamlet değil aktördür; zira o, bu saldırıdan hasar almadan kurtulur, çüzkü Laertes tarafından olmadıkça dokunulmazdır. Yeats, bir sanat yapıtına dönüşerek doğanın mutasyonlarından kaçabileceğini öngörür. -- "Bir kere doğanın dışına çıkınca bir daha asla girmeyeceğim/ Doğal olanın formuna"