Demek ki seni ve beni özel olarak hesaba katmayan, bizim maceramız dışında kalan yazma ve okumaları oldukları yerde, dışarıda bırakıyoruz. Biz ikimiz içeri girelim. Çoğu kimse dışarıdadır, dışarlıklıdır. Dışta kalanı, dışarıda olanı, dışarlıklı yaşayanı önemsiz, değersiz ve gereksiz sayamayız. Dış olmazsa iç olmaz.
Çünkü eğer ben senin senliğini gözeterek yazıyorsam, sen de benim benliğimi gözeterek okuyorsun. Giderek sen bendeki seni yazdığın kadar ben sendeki beni okuyorum. İki koldan başlatılmış aynı arayışın ortasındayız.
Ben ne için yazıyorsam sen de onun için okuyorsun. İşte tam bu noktada bir yanlış anlamaya engel olmak gerek. Sen ve ben birbirimize muhtaç değiliz. Bizler yalnızca muhtaç yaratıklarız o kadar. Bu yüzden aramızdaki ortak bağ yani ihtiyaç içindeki yaratıklar olma bağı, birbirimizi hesaba katmamızı gerektiriyor.
"Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar."
-Ben başkayım.
-Ben de başkayım. (Fatma'ydı bu.)
-Doğru, hep başkayız. Ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor. Her şey bizim çevremizde dönüyor...