Bir şeyler yapsa, onurunu savunsaydı ben de bir şeyler yapabilir, duygularımı açığa vurabilirdim. Ama bu zayıflık,adilik… Beni bir sahtekâr, yalancı durumuna sokuyor, oysa istemedim böyle bir şeyi, istemiyorum da.
Kendisini kuşatan koşulların çapraşıklığını en küçük ayrıntılarına dek bilen bir insan, bu çapraşıklığın yalnız onu kuşatan koşullarda olduğunu, bu güçlüklerle yalnız kendisinin karşılaştığını sanır. Başkalarının da onun gibi, kişisel koşullarının aynı çapraşıklığıyla kuşatılmış olduğunu aklına getirmez.
Hayır, affedersin ama, ben kendimi, benim gibileri soylu sayarım. Geçmişlerinde dürüst, en üstün kültür düzeyine erişmiş (üstün yetenek, zeka ayrı şey kuşkusuz) benim babam, dedem gibi hiçbir zaman, hiç kimsenin önünde alçalmamış, hiç kimseye muhtaç olmamış üç dört kuşak gösterebilen insana soylu derim ben. Böyle çoklarını tanırım. Koruda ağaçları saymak küçültücü bir davranış görünüyor sana. Tutup otuz bin ruble bağışlıyorsun Ryabinin’e. Ama kira, daha bilmem neler alıyorsun sen. Ben almıyorum, bu yüzden de babamdan bana kalanı, kendi emeğimle kazandığımı değerli görüyorum… Soylu olan bizleriz, yoksa dünyamızın güçlülerinden aldıkları sadakalarla yaşayabilen, yirmi kapiğe satın alınabilen kişiler değil.