Cuma akşamı kendime kaldığım bir vakitten güzel bir kare ve bazı çıkarımlar;
Her alanda iki uçta yaşamak yerine dengeyi bulmaya çalışmalıyız.Sürekli sosyallik-sürekli asosyallik bu iki uçluluktan sadece biri; ikisi arasında kendimize ayırdığımız tercih edilmiş bir yalnızlık olmalı insan kendine kalmalı. Otobüse binmeden beş dakika bankta tek oturmak, deniz kenarında biraz yürümek veya cam kenarında dışarının seyredildiği bir on dakika bile olsa…
Tercih edilmemiş bir yalnızlıksa bu ruh sağlığı alanında da üzerine varsayımların olabileceği, öznel ve nesnel değerlendirilmeye muhtaç derin bir konu.
Kaçma ile duygusal yaşamımızdan vazgeçeriz. Hissetmeyiz. Gerçek zevk ve acıyı deneyimlemeyecek şekilde donuk dolaşırız. Sorunlarla yüzleşmekten kaçındığımız için, genellikle çevremizdekileri incitiriz.
Bu cümleleri sarfeden insanlar, kitaplar ve nicelerinin alt metninde bazen şunlar yatabiliyor:
-Kendimden verirsem değer görebilirim.
-Eğer bir şeyler yapmazsam sevilmem.
Kişi en temelde ancak değerini ve sevilebilirliğini kanıtlarsa buna erişebileceğine inanır çünkü inandırılmıştır. Duygusal yatırımlarından karşılık alınamayınca son damlasına kadar tükettiği kendini artık yorgun deneyimler. Bilinçdışında “Sevilmiyorum” ve “Değer görmüyorum” lar artar buradaki sinyaller de giderek artar ve kişi bu yoğun duygulanımlarla baş edemeyerek hissizleşmeye başlayabilir.