Şeytan, melek ve insan üçgeninin hikâyesi...
Basil romandaki melek, Henry şeytan ve Dorian insan. Okuduğum en çarpıcı romanlardan biriydi. Bir portre düşünün ki sizin vicdan hesaplayıcınız. Basil’in Dorian için çizdiği harikulade portre Dorian’ın ruhunun bir yansıması oluyor. Dorian Henry’in düşüncelerine kapılıp hazcılık ilkesiyle hayattan sadece zevk almaya çalışan bir yaratığa dönüşüyor. Yüzünün güzelliği dahi Dorian’ı kurtaramıyor. Her ismin kaçtığı ve korktuğu bir insan oluyor çünkü Dorian vicdanını susturmuştur. Her ne kadar gerçeklerden kaçsa da evin en üst katında her işlediği günahı yansıtan bir resmi, yakasını bırakmıyor Dorian’ın. İnsanın kaçamadığı kader...
Yavaş yavaş her şeyini kaybeden Dorian bir bedende iki şahsiyet barındırmaya başlıyor, melek ve şeytan yani insanın sürüklenebileceği en büyük felaket. Sürekli Tanrı tarafından cezalandırılmak istiyor, günahın en büyük karşılığı ve temizleyicisi Tanrı’nın gazabıdır. O gazap insana bir kurtuluş gibi geliyor. Dorian bu gaddarlığı bulamayınca hançeri kendine saplıyor ve kurtuluyor. Kendinin cezalandırıcısı kendisi oluyor, Tanrı’yı bekleyemiyor. Şahsını yok edince portre ilk çizildiği güne dönüyor, günahın izleri siliniyor ve güzelleşiyor. Evet, kötülüğün böyle bir etkisi vardır; yaptıkça insanın yüzüne sirayet eder. Dorian ise bu sirayetten ancak dünyasını değiştirerek kurtuluyor.
Kitap bize son dönemlerin hazcılık anlayışını veriyor, Henry kötülüğün timsali oluyor. Henry aslında dünyada kötü şeyler yaşamış ve ardından akılcılığa bürünüp duyguları bir kenara bırakarak sadece zevk almanın kutsal olduğunu düşünmüştür. Gözden ayırt ettiği nokta ise insanın salt akıldan var olmadığıdır. Bu karşıt düşünceyi ise Basil’in düşünceleri ile değerlendirebiliyoruz. Sürekli zıt düşünceleri çarpıştırıp eylemlerle