Kübra Bulut

Kübra Bulut
@Kbraablt
Türkçe Öğretmeni
44 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·280 syf.··
2021 27. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2021 14:05
Şeytan, melek ve insan üçgeninin hikâyesi... Basil romandaki melek, Henry şeytan ve Dorian insan. Okuduğum en çarpıcı romanlardan biriydi. Bir portre düşünün ki sizin vicdan hesaplayıcınız. Basil’in Dorian için çizdiği harikulade portre Dorian’ın ruhunun bir yansıması oluyor. Dorian Henry’in düşüncelerine kapılıp hazcılık ilkesiyle hayattan sadece zevk almaya çalışan bir yaratığa dönüşüyor. Yüzünün güzelliği dahi Dorian’ı kurtaramıyor. Her ismin kaçtığı ve korktuğu bir insan oluyor çünkü Dorian vicdanını susturmuştur. Her ne kadar gerçeklerden kaçsa da evin en üst katında her işlediği günahı yansıtan bir resmi, yakasını bırakmıyor Dorian’ın. İnsanın kaçamadığı kader... Yavaş yavaş her şeyini kaybeden Dorian bir bedende iki şahsiyet barındırmaya başlıyor, melek ve şeytan yani insanın sürüklenebileceği en büyük felaket. Sürekli Tanrı tarafından cezalandırılmak istiyor, günahın en büyük karşılığı ve temizleyicisi Tanrı’nın gazabıdır. O gazap insana bir kurtuluş gibi geliyor. Dorian bu gaddarlığı bulamayınca hançeri kendine saplıyor ve kurtuluyor. Kendinin cezalandırıcısı kendisi oluyor, Tanrı’yı bekleyemiyor. Şahsını yok edince portre ilk çizildiği güne dönüyor, günahın izleri siliniyor ve güzelleşiyor. Evet, kötülüğün böyle bir etkisi vardır; yaptıkça insanın yüzüne sirayet eder. Dorian ise bu sirayetten ancak dünyasını değiştirerek kurtuluyor. Kitap bize son dönemlerin hazcılık anlayışını veriyor, Henry kötülüğün timsali oluyor. Henry aslında dünyada kötü şeyler yaşamış ve ardından akılcılığa bürünüp duyguları bir kenara bırakarak sadece zevk almanın kutsal olduğunu düşünmüştür. Gözden ayırt ettiği nokta ise insanın salt akıldan var olmadığıdır. Bu karşıt düşünceyi ise Basil’in düşünceleri ile değerlendirebiliyoruz. Sürekli zıt düşünceleri çarpıştırıp eylemlerle
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·111 syf.··
2021 6. kitabı
Fareler ve insanlar. Adını Robert Burns’un şiirindeki “En iyi planları farelerin ve insanların/Sıkça ters gider” dizelerinden alan roman gerçekten de hayal ve hakikatın çatışmasını anlatıyor ve “ne kadar hayal kurarsan kur hayatın gerçekleri ensendedir” diyor. Bir çiftlik hayatı ve tarım işçilerinin yaşam serüvenleri bir genellemeyle aktarılıyor. Her işçinin kaderi birdir ve şaşmamıştır mesajını aktarıyor John Steinbeck. George ve Lennie iki tarım işçisidir. Lennie büyümüş fakat bu büyüme yalnızca fizyolojik bir büyüme olmuştur. Yazar akılsız insanların tehlikeli bir hayvana dönüştüğünü Lennie karakteriyle somutlamıştır. Peki neden George gibi zeki bir adam bir akılsızla yolculuğa devam etsin? Tek cevabı yalnızlık... yalnızlıktan kurtulmak için bir aptala bile razı olmak... Günümüz çağdaş insanının da yalnız olmamak için hiç sevmediği, ait hissetmediği yerlerde durması gibi. Lennie ve George’nin yalnızlığa karşı savaşı gerçeklerle çatışınca elbet değişiyor, tehlikeli bir aptalla nereye kadar yaşanır ki? George bunu görüyor ve yalnızlığı hayatın gerçeği olarak kabul etmek zorunda kalıyor. Bu toplumsal sorunların yanında bir de ırkçılığın getirdiği yalnızlığı görüyoruz. Çiftlikte çalışan Crooks bir zencidir ve beyazlarla aynı odada uyuması bile yasaktır. İnsanın kanseri ne yazık ki ayrımcılıktır; zayıf noktası da yalnızlık.
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,4bin okunma
Puan vermedi·282 syf.··
2019 47. kitabı
Albertine Kayıp Aslında bir kitap serisinin 6.kitabı. Acemilikle yaptığım bir alışveriş sonucu kütüphaneme dahil olan bu kitap, yanıma bir kahve alayım bir çırpıda okuyayım diyebileceğimiz bir kitap değil öncelikle. Tam olarak iki yılda bitirdim. Okunan her 10 sayfada bir o upuzun cümleleri tahlil etmek, üzerinde yarım saat düşünmek gerekiyor. İnsan nedir? İnsanın tavrı ikili ilişkilerde nelerdir? Istırap insana neler hissettirir? Nankörlüğün bedeli nasıl ödenir? Kadın erkek ilişkisi nasıl ilerler ve nasıl ilerlemez gibi soruların cevaplarını bulabiliriz. Dünyada birçok psikolog desteklerinde ve kitaplarında insanın elindekine değer vermediği, bir illüzyona kapıldığı uzaktakini gözünde büyütüp yakınındakini basitleştirdiği anlatılır. Kitap da tam olarak buraya değiniyor. Ne istediğini bilmeyen, Albertine’i sevmediğini düşünen, sürekli geçmiş özlemi çeken, bu ilişkinin haz uyandırmadığını düşünüp ayrılmak isteyen adama “Mademoiselle Albertine gitti” cümlesi öyle bir tesir etmiştir ki alışkanlık dediğimiz şeyin aşkın çok daha ötesinde olduğunu aslında Albertine’i deli gibi sevdiğini anlamıştır. Ruh tahlilleri, alışkanlık, aşk, gurur, ikirciklikler, insanın kendisini tanımamasının verdiği ıstırap. Albertine’i geri döndürmek için çok uğraşmıştır fakat Albertine ebediyete göçmüştür. Psikoloji bilimiyle haşır neşir bu kitabı okumak insanı bir aydınlığa kavuşturuyor. Kendini tanıma, ne istediğini bilme, elindekine geç olmadan değer verme aydınlığı. Şu alıntıyı da yazmadan gidemeyeceğim. *”Benim nazarımda bir hiç olduğunu zannettiğim şey, demek ki aslında bütün hayatım, her şeyimdi.”
Albertine KayıpMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20252,785 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2021 12. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2021 18:48
Bir solukta okuduğum ve içimi paramparça eden bir roman. Romanı okurken bir kere daha şükranla “Ne mutlu Türk’üm diyene” dedim. Okurken karşılaştıklarımızdan sonra zihnimizde savaşın da namusu vardır cümlesi oluşuyor. Şarklılar ve özellikle biz Türkler vicdandan, merhametten mürekkep insanlarız. Savaşta sadece eli silahlıya karşılık veren Türklere Almanların ve Rusların acımasızlığı dehşet sancılar veriyor. Birbirine karşılık veren Rus’un da Alman’ın da aslında birbirinden farkı olmadığını, savaştığı sırada insanlıktan nasibini almamış ırklar olduğunu ne yazık ki görüyoruz. Esaretten yeni çıkmış biçare Türklere Almanların oynadığı bir umut oyunu: Türkistan. Ah Türklerin ana kucağı Türkistan. Hayatlarında hiçbir tutunacak dalı olmayan Türkler Almanların yeniden asıl mesleklerine-askerliğe- aldıkları Türkleri Türkistan’a kavuşturma sevdası... Soğuğa, zulme, açlığa her şeye sırf vatan sevdası için dayanan Kırım, Kazak, Özbek, Oğuz Türkleri. Lakin çoğu Batılı gibi Almanlar da sadece çıkarı için insanları kandırmıştır. Muhan’ın, Ahmet Akın’ın ölümüyle sarsılan gönlünüz, o birçok eziyetin altında Türklerin merhamet ve bağlılığını görünce tebessüm de edebiliyor. Sadık Turan iç muhasebe ve anılarıyla hepsini tek tek anlatıyor. Kadınlara ve çocuklara ellemeyen, yaralananı sırtında taşıyan, ölüye saygısı olan bir toplum. Heyecanlı ve dolu dolu. Bunun karşısında gözünü kan bürümüş Almanlar ve Ruslar. Şimdi medeniyetin kendilerinde olduğunu söyleseler de aslında biz onların paçasından vicdansızlığın aktığını biliyoruz. Ayrıca bu serüvende aşk da işlenmiştir. Aşk hayatın mazereti, olmazsa olmazıdır ve Marya ile Sadık Turan’ın aşkı iki milletin zalimler altında ezilmişliğinin bir ürünüdür. Bazen ortak yaralar aşka kapı açar, bu aşk da öylelerindendir. Son kelimeleri Sadık Turan’ın
Yurdunu Kaybeden AdamCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 20201,913 okunma
Puan vermedi·590 syf.··
2020 18. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2020 20:48
Polisiye romanın baştabiplerinden Ahmet Ümit'in bu romanı postmodernizm etkisini bünyesinde barındıran ve yeni bir anlayışın eseri, Yeni Tarihsel Kuram. Tarihî olayları kurgusal olarak anlatan roman tarihsel roman kuşağımızda da sayılabilir. Üç özelliği harmanlayan eser insanı okurken bambaşķa dünyalara götürüyor. Gerçek dünya ve kurgu dünyası. Türkiye gerçekleri ve insan hayalleri. Roman Başkomiser Nevzat'ın Sarayburnu'nda bir maktulü bulmasıyla başlıyor. Dedektif, katıl, maktul üçlüsünün ılişkisi içerisinde ölülerin elinde bulunan şirketler aracılığıyla Istanbul'un eşsiz tarihine ve güzelliklerine doğru yola çıkıyoruz. Bizans, Roma, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Istanbul'u. Bir sanat tarihçisi titizliğiyle işlenen Istanbul'un şaheserleri. Soruşturma sürerken sürekli geri dönüşler yaşayarak Istanbul'un geçmişine adım atarız. Istanbul, artık köhneleşen toplumun izlerini tasiyor ve bu yükü kaldıramıyor. Istanbul halbuki bir şehir değildir o başlı başına bir felsefedir. Bu tarih olayları anlatılırken maktullerin hayat hikâyelerine yolculuk yaparız ve Türkiye gerçeklerini görürüz. Iş hayatında etiği yok saymış, para için gözü dönmüş insanlar, din cemaatlerinin olumsuzlukları, Türkiye'de dincilik, sağ sol meseleleri... Bunun yanında geçmişini unutamayan Başkomiser Nevzat... Hayatında güzeller güzeli Eveginia var, onu seviyor fakat geçmişin anıları onu sürekli şüpheye düşürüyor, mutluluğuna gölge oluyor. Nevzatın yakın arkadaşları Demir ve Yekta. Demir ve Yektanin aşkı Handan'ın ölümü... Hiç beklenmeyen son... Nevzat katilleri bulduğunda aslında kendi şakaklarına tetik çekmiştir.
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943bin okunma