Düş kesiği, düşlerin kesiştiği, düşlerin kesildiği, düşlerin kesintiye uğradığı...
Karakter oldukça karmaşık bir duygu yoğunluğu içinde yaşayan birisi, bir duyguyu yaşamadan diğerini yaşamaya çalışmış, diğer duyguyu yaşamaya çalışamadan yeni bir yaşamın ortaya çıkması. Sindiremediği duyguların , sıralamasının nasıl olduğunu kestiremeden kendisini sorgulamaya başlıyor. Aslında insan doğasını tek bir kişiyle farklı kişilermiş gibi anlatması büyük bir başarı, bu biziz, bizim doğamız. Her şeyin bir rüya ile başladığını görüyoruz. Aslında her zaman var olan dürtülerin bir rüya ile patlaması ve kendisini aramaya başlaması. Üç kısımdan oluşan kitabın son kısımda kitap ve yazar ile ilgili açıklamaları göreceksiniz. Bu da yazarın kendi hayatından da kesitler verdiğini düşündürdü.
Karakter küçüklüğünden itibaren yalnızlığa itilmiş, sorunlarını objelerden oluşturduğu, onu anlayan karakterlere anlatmış. Bu yüzden onunla konuşan birinin (karısı) olması karmaşanın içinde onu daha karmaşık hale getirmiş. Yazarın vurguladığı, "yazan kişi yazdığını yaşar gibi olur" çok anlamlı bir bilgi bize aktarıyor. Özellikle romanına olan saygısı, sadakati yayınevinin değişiklik yapmasını istemesi, romanına olan sadakatin bozulmasına neden olması, sadece romana değil karısına karşı utanması, karakterin her şeye saygı duymasının dışında sadakatli biri olduğunu da gösteriyor. Ama sadakatini bozduğu için romanda neden karısını öldürmeyi tercih ediyor. Romandaki sevgilisi de olabilirdi. Neden karısı, çok sevdiği için mi? Karısının romanı ruhsuz gördüğü için mi? Yayınevini desteklediği için mi? Kızgınlığını karısını öldürerek alıyor, yayın evinden aldığı parayla araba alması ve o arabaya düşman olması sadece bu da değil kendisine düşman olması, kendisini unutması ve yeni bir karakter