Kdfn

“Özgürlük, her şeyi yapabilmek değil; yapmamayı seçebilmektir.”
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çalakalem..
Hayatıma giren herkes, farkında olmadan kalemi elime tutuşturuyor. Ben yazmayı seçmiyorum çoğu zaman; insanlar yazdırıyor. Birinin histerik bir çıkışı, ölçüsüz bir tepkisi, bastıramadığı duyguları düşüyor önüme… Ben de onları yazıya döküyorum. Kimi öfkesini bırakıyor masaya, kimi kırılganlığını. Bazısı susarak yazdırıyor, bazısı fazla konuşarak. Bir bakış, bir mesaj, bir fotoğrafın altına düşülen cümle bile yetiyor; insan tepkileri kendini ele veriyor zaten. Aslında ben insanları yazmıyorum, insanların kendilerini açığa çıkardığı anları yazıyorum. Çünkü tepki, insanın en dürüst hâli. Kontrol bittiği yerde karakter konuşuyor. Kimileri bunu yanlış anlıyor. “Beni yazmış” sanıyorlar. Oysa ben kimseyi hedef almıyorum; sadece aynayı tutuyorum. Rahatsız olan, çoğu zaman yansıyanla yüzleşmek istemeyen oluyor. Hayat bana sürekli malzeme veriyor. Ben de not alıyorum. Çünkü bazı insanlar yaşanır, bazıları sadece yazılır.
Duygu ve Düşünce
Gerçek olan neye hâlâ inanabiliyoruz?
Artık bir fotoğraf paylaşıyorsun, altına gelen ilk yorum şu: — Bu yapay zekâ mı? Selam yok. Nasılsın yok. Fotoğraftaki duyguya hiç bakılmıyor. Önce bir sorgu. Fotoğraf çamurlu bir yoldan, buharı tüten bir kahveden, yorgun bir yüzden ibaret olabilir. Ama kimse onun ne anlattığıyla ilgilenmiyor. Asıl mesele: Bunu sen mi yaşadın, yoksa bir makine mi senin yerine yaşadı? Eğer fotoğraf güzelse kesin şüpheli. Güzellik artık insana yakışmıyor çünkü. “Bir insan bunu çekemez” deniyor. Teşekkür ederim, yeteneğime hakaretinizi aldım. Değilse bile açıklama yapman gerekiyor: — Bu fotoğraf bana ait. Yetmiyor. — Gerçekten bana ait. Yine yetmiyor. — Ellerimle çektim, ışık gerçek, duvar gerçek, ben de gerçek. Sanki fotoğraf değil, sabıka kaydı paylaşıyoruz. En ironik tarafı şu: Filtre kullanınca sorun yok. Photoshop olunca estetik. Ama yapay zekâ olunca ahlaki kriz. Asıl korku fotoğrafın yapay olması değil aslında. Korku şu: Bir şeyin güzel olması için artık insan emeğine inanmak istemiyoruz. Şüphe daha kolay geliyor.
Hiçbir şeyci olmadan!
Artık kimse “sadece insan” değil. Herkes bir şeyci. Yaşam koçu, ilişki uzmanı, kahve gurmesi, minimalizm anlatıcısı, pazartesi motivasyon konuşmacısı… Henüz hayatını çözememiş ama başkalarına yol gösterebilen bir nesil bu. En güzeli de “ben aslında çok doluyum” diye başlayan cümleler. Hiçbir şey söylemiyor, ama çok dolu. Ne ile dolu bilmiyoruz. Muhtemelen kahve ve özgüven. Bir video açıyorsun: — “Şimdi sana hayatını değiştirecek bir şey söyleyeceğim.” Söylüyor: “Kendini sev.” Teşekkür ederim, bunu denememiştim. Herkes farkındalık satıyor ama kimse farkında değil. Empati anlatanlar ilk eleştiride engelliyor. Sabır öğretenler yorumlara sinirleniyor. “Kimseye ihtiyacın yok” diyenler günde 14 story atıyor, görülmeye ihtiyaçları var. En komiği de şu: “Herkes seni anlamak zorunda değil” diyenler, herkesin onları anlamasını istiyor. Artık yaşamak yetmiyor, yaşadığını anlatmak gerekiyor. Mutluysan kanıtla, üzgünsen estetik ol, yalnızsan derin görün. Sıradan olmak yasak. Halbuki en devrimci hâl şu olabilir: Hiçbir şeyci olmadan, sessizce yaşamak. Ama tabii bunu kim anlatacak?
Duygu ve Düşünce
"Sarsılmaz düşüncemdir; incitecekse dokunmamalı, renk katmayacaksa dahil olmamalı, anlam bulmayacaksa konuşmamalı. Birinin hayatında varlığının güzelliği yoksa kuru kalabalığın bir önemi yok. Güzel olan dert olmak değil, dert almak..."
Edebiyat