İki üç satır karalayınca evrenin sırrına erdiğini sanan o malum tipler, aslında edebiyatın değil kendi kibrinin esiri olmuş durumda. Elindeki kalemi bir asa, oturduğu sandalyeyi ise fildişi kule sanıyor. Kendini dünyanın merkezine koyup en küçük yapıcı eleştiriyi bile bir "suikast girişimi" gibi algılaması, aslında o devasa egosunun altındaki derin yetersizlik korkusundan kaynaklanıyor.
En büyük sığınağı ise o meşhur "engel" butonu. Kendisini onaylamayan, sorgulayan ya da ufkunu açmaya çalışan her sesi anında susturmayı bir "guruluk" mertebesi, bir asalet gösterisi sanıyor. Oysa bu bir bilgelik değil, düpedüz entelektüel bir korkaklıktır. Etrafına ördüğü o kalın duvarların ardında sadece kendi sesinin yankısını duyarak "ermişlik" taslıyor.
Sonuçta, herkesi susturarak ulaştığı o sahte zirvede yapayalnız kalıyor. Gerçek yazar eleştiriyle beslenip büyürken, bu tipler kendi yankı odalarında yavaş yavaş silinip gidiyor.Bilin istedim yazamayan yazarcıklar :)