Ömer Seyfettin, çok kitaplar okuyan, allame geçinen, kitaba bağlı teoricilerin karşısında, kültürünü ve dünya görüşünü hayattan ve denemelerden çıkaran olgun halk adamı örneğini daha üstün buluyor, halk kültürünün bizim aydınlarımız arasındaki kitaba ve teorik bilgilere dayanan kültürden daha yararlı olduğuna inanıyordu
... çok sayıda hikâye yazması, yalnız partiye yakın dergilerle yetinmeyip hemen bütün dergilere yayılmasının ve okunmasının uyandırdığı kıskançlıklar, bir aralık "Şair" dergisinde çıkan şu beyitte en açık ifadesini bulmuş oluyordu:
"Ömer Seyfettin baş sermayeleri,
Kabak tadı verdi hikâyeleri."
"Bizim memleketimizde kitapçılık bir çok kimseleri zengin etmiştir. gelen Türkler bunu iyi kavramışlardır. Fakat bilhassa Acem dediğimiz İran Azerbaycanı'ndan gelen Türkler bunu iyi kavramışlardır. Yerli Türkler bunu anlayamamışlardır. Onlar, taş basması halk kitapları basarak apartman yapmışlardır, servet yapmışlardır."