Bu kitabın kendine has, alabildiğine karamsar ve insanın ruhunu sıkan bir havası var. İnanın bir an önce bitsin de kurtulayım istedim. Zira Franz Kafka özellikle kitabın gerilim havasını ilmek ilmek nakşetmiş satır aralarına. Ama vermek istediği mesajı da şöyle 3. derece bir kasırga gibi de vurmuyor değil okuyucunun suratına.
Günümüz kapitalist ve ben merkezci toplumlarının kanayan bir yarası olan 'hep bana hep bana' ve 'vermezsen alamazsın' mantığının ne denli DNA'larımıza işlediğini gözler önüne seren bir kitap. Ama bir o kadar da kasvetli bir duygu örgüsüyle anlatıyor yazar tüm olayları.
Bir böcek olmak... Ne kadar da çarpıcı bir toplumsal dışlaşma ve başkalaşım örneği. En iğrenilen, korkulan ama çoğu zaman en zararsız hayvanlar, böcekler. Gayet iyi bir seçim. Hiç bir faydası olmayan ve tabiri caizse hiçbir şey 'vermeyen' işe yaramaz diye görülen bir hayvan, boşuna tercih edilmiş değil.
Gregor Samsa ise daha farklı. Ailesinin borçları için çalışan, kız kardeşini konservatuvara göndermek için didinen, gecesini gündüzüne takıp ailesine kendini feda eden bir genç.
Yani vericilikten alıcılığa olan bu dönüşüm aslında Gregor'u değil onun sembolik ailesini DÖNÜŞTÜRÜYOR.
Sadece 'verici' olduğu için onu sevdiklerini, ancak böcek olduktan yani 'veremeyici' olduktan sonra anlayan bir aile.
Gerçek insanlık bu değil, diyorsunuz okurken. Böyle aile olmaz olsun. Ama sevgilisiyle bir olup babasının mirası için babasına suikast düzenleyen kızlardan tut da evde yaşlılıktan lavaboya gidemedi diye afedersiniz altına kaçıran yaşlı babasını bıçaklayana kadar insanı hayrette bırakan örneklerle de karşılaşmıyor değiliz.
Bizi biz yapan değerlerimiz ve pek tabii kültürümüzün o geniş çaplı kuşatıcılığı içerisinde kendisine oldukça geniş yer bulmuş olan aile yapımız, yüzyıllardır biz