Bu uluslararası bestseller eserin bir anlamı var herkes için. Zweig bu eserini Petrepolis’te yazdı. Bu şaheserde, II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı insan kıyımında ruhsal baskılara maruz kalan bir insanın duygularını, tepkilerin anlattı. Satrancı bilirsiniz. Karelerle dolu bir tahta parçasında 2 düzine taşla oynanan, bir zeka ve mantık savaşı da diyebiliriz.
Aslında Zweig’in bu kitabı ne bir satranç anlatıcı ne de oyun sevgisi aşılayıcıdır. Tam aksine o, bu tahtaya nasyonel sosyalizmin bir avukata, evet burada bana da dokundu, bir avukata çektirdiklerini anlatır. Dr. B. der bu zeki ama amatör insana.
Kitabın en ölümcül sözlerinden biri şu: ! Yeryüzünde hiçbir şey insanın ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz. ‘
Eziyet edildiği odasında çaldığı bir kitapla bu kadar bağlanır satranca, Dr. B. Dış dünyadan tamamen kopmuştur. Boyuttan ve zamandan tamamen soyutlanarak.
Bu eserden anladığım bir başka ders de, bir şeyde olağanüstü iyi olmak için yalnız kalmak ve sade bir yaşamla tüm dikkatini ona vermek aslında. Bunu İst. Hukuk Fakültesinde okuyanlar iyi bilir gerçi. Bir ticaret hukuku finali için az sabahlamamıştır zira, sessiz sakin en köşede bir kütüphane masasında.
Zweig ve Dr. B. birbirine çok benzerler aslında. Eziyetler içinde elde edilen üstün yetenekler. Biri satranç biri biyografi ve edebiyatta.
Czentoviç gibi ukala ve kibirli insanlar hayatta daima var olacak ve karşımızda duracaklar. Belki biz de Dr. B. gibi çok sağlam darbeler vuracağız. Belki kendimizi test edecek, gerçekliğimizi arayacağız. Ama bu denklemde sarsılmaz ve değişmez bir bilinmeyen varsa o da asla pes etmemek ve nasyonel sosyalist veya Czentovic yahut adı her ne olursa olsun teslim olmamak.
Ancak bu malesef her zaman olmuyor. Zira bu eser Zweig’ın da sonu oldu. 22 Şubat 1942‘de Rio de Janeiro‘nun