Telli Baba, asker Abdullah ya da İstanbul'un Dört manevi muhafızından biri..
Bir eri anlatıyor bu kitap bize bir eri, yüzü hüzün gönlü mahzun bir eri. Leylasını ararken Mevlasını bulan askeri..
Kitaplara aşık bir kütüphanecinin elinde canlanıyor Abdullah'ın hikayesi. Benjamin'in nasıl Bünyamin'in, Abdullah'ın nasıl Telli Baba olduğunu anlatıyor..
Abdullah savaşa gitmiş bir asker değil, kendi içine sürgün edilmiş bir aşık. Maşukunu görünce saçlarını yolmuş, aşkından sarhoş olup Telli Baba olmuş..
Benjamin dostundan olmuş, sadece dostuna yazdığı mektuplar Telli Baba romanı olmuş..
Abdullah’ın Telli Baba oluşu yalnız bir askerin erlikten erenliğe geçişi değil, Leylasını ararken Mevlasında kaybolmuş bir gencin hüzün hikayesi.. Leyla aşk için başlangıç, Mevla ise varış değil, uyanıştır.. Ne mutlu Leylasını Mevla edenlere..
Not: Bu kitabı ilk lise yıllarımda okumuş, Abdullah'ın aşkına ağlamıştım. Yıllar sonra Üniversite'te tekrar okuyup tekrar ağlamak nasip olmuştu. Bu kez Benjamin'in dostu öldüğündeki hüznü ile ne yapacağını bilemediğine ama yine de ona yazmaya devam etmesine ağladım.. Dostu ile mesrur olanlar ne şanslı..
Aşk kaderidir insanın, alnında yazısıdır, gönülde sızısıdır. Ve yoksa eğer yani ki yazmamışsa Kudret kalemi ile Kâtip onu alnına, beyhudedir uğraşmak.
Yazılmamışı yazmaya çalışmak ne boş iş. Veyl olsun...